<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müslüm Gümüşlüoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.gumusluoglu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gumusluoglu.com</link>
	<description>--&#62; Teknoloji ve Programlama</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Aug 2010 20:51:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İtikadi İslam Mezheplerinden Maturidilik ve Eşarilik</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/itikadi-islam-mezheplerinden-maturidilik-ve-esarilik/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/itikadi-islam-mezheplerinden-maturidilik-ve-esarilik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 20:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[Eşarilik]]></category>
		<category><![CDATA[İtikadi İslam Mezhepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Maturidilik]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[şah ismail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1077</guid>
		<description><![CDATA[EŞARİLİK
         Eş’ariliğin kurucusu olan Ebu’l-Hasan Ali el-eş’ari 260/873 yılında Basra’da doğmuş,324/936 yılında Bağdad’da vefat etmiştir.Yaklaşık 40 yaşına kadar Mu’tezile bilginlerinden Ebu Ali el-Cubbai’nin talebesi olan el-eş’ari,300/912’den bir iki sene evvel gördüğü bir rüya üzerine,Mu’tezile’den ayrılarak Ahmed İbn Hanbel’in yolunu tutan ehl-i hadis zümresine katılmıştır.Daha sonra Mu’tezile’nin metodunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>EŞARİLİK</p>
<p>         Eş’ariliğin kurucusu olan Ebu’l-Hasan Ali el-eş’ari 260/873 yılında Basra’da doğmuş,324/936 yılında Bağdad’da vefat etmiştir.Yaklaşık 40 yaşına kadar Mu’tezile bilginlerinden Ebu Ali el-Cubbai’nin talebesi olan el-eş’ari,300/912’den bir iki sene evvel gördüğü bir rüya üzerine,Mu’tezile’den ayrılarak Ahmed İbn Hanbel’in yolunu tutan ehl-i hadis zümresine katılmıştır.Daha sonra Mu’tezile’nin metodunu kullanarak akli deliller ile Ehl-i Sünnet dışındaki fırkalarla şiddetli bir mücadeleye girmiştir.Görüşleri kısa zamanda İslam ülkelerinde yayılmış ve özellikle Irak,Suriye,Mısır ve Mağrib’de tutunmuştur.<span id="more-1077"></span></p>
<p>         Bize kadar ulaşmış önemli eserleri şunlardır:Makalatu’l-İslamiyyhin,el-İbane an Usuli’d-Diyane,el-Luma,Risaletu’l-İman.Risaletun Ketebe biha ila Ehlu’s-suğr bi-Babi’l-Ebvab. </p>
<p>         Ebu-Hasan Ali Eş’ari ünlü bir İslam bilginidir.Eş’arilik mezhebini kurmuştur.Sünni Müslümanların itikat bakımından bağlı oldukları bugün de yaşayan başlıca iki mezhep vardır ki bunlardan biri Eş’arilik biri de Maturidiliktir.<br />
         Eş’ari’nin eserlerinden bir kısmı Batı dillerine de çevrilmiştir.Türkler bu mezhebi tutmazlar.Hukuk bakımından Hanefi olan Türkler itikat bakımından Maturidi’dirler.</p>
<p>Görüşleri</p>
<p>	Tevhid : Allah birdir,eşi ve benzeri yoktur.O’nun zatı ile kaaim olan sıfatları vardır.Allah’ın kelamı ve Kur’an,kadimdir.Hayır ve şer Allah’tandır.İnsanların fiilleri Allah tarafından yaratılır ve kullar tarafından kazanılır.İnsanların fiilleri için gerekli güç fiil ile beraberdir.Allah’ın ahrette mü’minler tarafından gözle görülmesi caizdir.</p>
<p>	İman : İman,marifet ve kalple tasdiktir.Büyük günah işleyen imandan çıkmış olmaz sadece fıska düşer.Bu bakımdan ona fasık mü’min  ve mü’min-i asi denir.Durumu Allah’a kalmıştır.İsterse cehenneme sokar isterse bağışlar.</p>
<p>	Şefaat : Allah’ın izniyle Hz. Peygamber’in mü’minlere şefaatı haktır.</p>
<p>	İmamet : Ümmetin bir imam seçmesi üzerine vaciptir.İmam,nassla veya tayinle değil seçimle olur.İmamda ilim,adalet,siyaset aranan vasıfların başında gelir.İmamların ismet sıfatları yoktur.</p>
<p>	Nübüvvet :Bir melek aracılığı ile kendisine Allah tarafından vahiy gelen ve adetleri bozacak şekilde mucize gösteren kimseye nebi denir.Bu sıfatların yeni bir şeriatı getiren veya daha önceki şeriatın bazı hükümlerini değiştiren kimseye de resul denir.Nebiler çoktur.İlk resul Hz.Adem,sonuncusu da Hz.Muhammed(s.a.s)’dir.</p>
<p>	Mucize ve Keramet : Peygamberlerin mucize,evliyanın da keramet göstermesi caizdir.</p>
<p>	İslam düşünce tarihinde çok işlenen Eş’ari akaidi,kendisinden sonra İbn Furek,Ebu Bekir Muhammed el-Bakillani,İmamu’l-Harameyn el-Cuveyni,Ebu Mansur Abdulkahir el-Bağdadi,Ebu Hamid el-Gazzali,İbn Tumert,Fahruddin er-Razi,Adududdin el-Ici,Seyyid Şerif el-Curcani gibi alimler tarafından devam ettirildi.</p>
<p>         Fıkıhta Şafii ve Maliki mezhebine mensup olanlar ile Hanbeli mezhebine bağlı az sayıdaki insan,itikadda,el-Eş’ari’yi imam olarak tanırlar.<br />
MATURİDİLİK</p>
<p>       Maturidiliğin kurucusu olan Ebu Mansur Muhammed b.Mahmud el-Maturidi es-Semerkandi,takriben 238/862 yıllarında Semerkand’ın Maturid kasabasında doğmuş;333/944 yılında Semerkand’da vefat etmiştir.</p>
<p>	Bu büyük Türk aliminin hayatı hakkında maalesef pek fazla bilgiye sahip bulunmamaktayız.Devrin tarihçileri ondan nedense bahsetmemişlerdir.Merhum Prof.Muhammed Tanci,İmam Maturidi’nin hayatı hakkındaki bu sükutu şöyle açıklamaktadır:’Eski İslam müellifleri bibliyografya kitaplarında Maturidi hakkında aradıklarını bulamamaktan şikayet etmişlerdir.Muasır araştırıcılar da bunun Ehl-i Sünnet kelam ilmi üzerinde Maturidi’nin kuvvetli tesirini saklamaya karşı duyulan bir temayül mahsulu olduğunu tasavvur etmiş ve saklama keyfiyetine de yalnız muasır meslekdaşı Ebu’l-Hasan El-Eş’ari’yi Sünni akideyi müdafaaya ve Ehl-i Sünnete muhalif taşkın fırkalarla mücadeleye koyulmuş İslam büyüğü olarak gösterme arzusunun sebeb olduğunu düşünmüşlerdir.’İmam Maturidi’nin Kitabu’t-Tevhid’ini neşreden Dr.Fethullah Huleyf de esere yazdığı ön sözde aynı nokta üstünde durmaktan başka İmam Maturidi’nin muasırı el-Eş’ari’ye göre bir üstünlüğünden de söz eder.  </p>
<p>Görüşleri</p>
<p>	İman-İslam :Maturidi’ye göre iman,dil ile ikrar,kalp ile tasdiktir.Dili ile ikrar eden ve fakat kalbi ile tasdikte bulunmayan kimse mü’min değildir.Ayrıca herhangi bir engel bulunmadığı halde dili ile ikrar etmeyip imanını gizleyen kimseye de mü’min denemez.Çünkü özürsüz dil ile ikrarın terk edilmesi kalbi tasdikin bulunmadığına delalet eder.İmanın yeri kalptir.Kalbe yerleşen imana hükmetmek zorla da olsa hiçbir kimsenin iktidarında değildir.Maturidi’ye göre iman ve İslam dil yönünden ifade ettikleri mana bakımından ayrı gibi görünüyorlarsa da aslında din yönünden taşıdıkları anlam ve önem itibariyle birdirler.İman Allah’ın varlığını,birliğini,eşi ve benzeri bulunmadığını her şeyin o’nun dilemesi ve yaratması ile var olduğunu kalp ile tasdik dil il ikrardır.İslam’da insanın kendini tam olarak Allah’ a teslim etmesi o’nun emirlerini yerine getirmesi,yasaklarından kaçınması,dinin vecibelerini yerine getirmesi,tam bir sadakat ve samimiyetle o’na kulluk etmesidir.Bu da iman ile İslam arasında ihtiva ettikleri mana bakımından bir fark olmadığını gösterir.</p>
<p>         İman bir bütündür.Artıp eksilmesi de söz konusu değildir.İman tam bir ahiddir.Kulun Allah’a verdiği kesin sözdür.Bu bakımdan imanda istisna caiz değildir.Yani insanın ‘inşaallah’ veya ‘Allah dilerse ben mü’minim’ sözünü söylemesi Allaha verilen sözün,ahdin bozulmasına ve yok olmasına sebeb olur.</p>
<p>	Tevhid :Allah vardır,bir’dir,eşi ve benzeri yoktur.Zatı ve fiilleri itibariyle de bir olan Allah’a imanla mükellefiz.İmam Maturidi Allah’ın varlığını ispat için muhtelif akli ve nakli deliller kullanır.</p>
<p>	Allah’ın Görülmesi : İmam Maturidi’ye göre Allah’ın gözle görülmesi,Kur’an ve nakli delillerle sabittir,ancak o’nu görme keyfiyetsiz şekilde olacaktır.</p>
<p>	İnsanın Fiilleri : İmam Maturidi’ye göre insan,fiillerinde hakiki manada bir irade hürriyetine sahiptir.İnsanın fiilini işlediği zaman sevap veya cezaya layık olması zme veya kasda bağlıdır.Dolayısıyla fiil,bizatihi sevap veya cezanın bir sebebi değildir.Esas sebep kasddır,azimdir.Onun için kasda makrun olmayan fiile ceza veya mukafaat söz konusu değildir.</p>
<p>	Büyük Günah :İmam Maturidi’ye göre adam öldürmek,zina etmek ve benzeri büyük günahları işlemek,insanı imandan çıkarmaz.Büyük günah işleyen insan,tövbe etmeden ölmüş olsa bile cehennemde temelli kalmaz.Üstelik büyük günah işlemiş kimse tövbe ettiği taktirde imanına zarar gelmeden işlediğinden dolayı affa uğrar.</p>
<p>	Kelam-Kur’an :İmam Maturidi,Allah’ın kelamı kendi zatıyla kaim olan bir manadır,der.O yüce Rabbin kıdemiyle kadimdir,harfler ve kelimelerle telif olunmuş değildir,çünkü harfler ve kelimeler hadistir.Hadis sonradan olan şey ise kadim olan Allah ile kaim olamaz.</p>
<p>	Şefaat : İmam Maturidi’ye göre şefaat,aslında günahkarlar içindir.Günahsızların buna ihtiyacı yoktur.Allah, Hz.Peygamber’e bir lütuf ve ihsan olarak ahrette günahkar mü’minlere şefaatte bulunma salahiyeti bahşetmiştir.</p>
<p>EŞ’ARİYYE İLE MATURİDİYYE ARASINDAKİ AYRILIKLAR</p>
<p>         Ehl-i Sünnet’in iki ana kolunu teşkil eden Eş’ariler ile Maturidiler arasında,esasta değilse de teferruata müteallik bazı meselelerde cüz’i ihtilaflar vardır.Bunların en önemlileri şunlardır:</p>
<p>1 : Cüz’i İrade<br />
2 : Kesb<br />
3 : Husn ve Kubh<br />
4 : Marifet<br />
5 : Tekvin<br />
6 : Nübüvvet<br />
7 : Kula gücü yetmeyeceği şeyleri teklif<br />
8 : Sebeb ve Hikmet<br />
9: Kur’an<br />
10 : Ezelde Ma’duma Hitab<br />
11 : İbadetler<br />
12 : Dinden Dönme<br />
13 : Tövbe-i Ye’s<br />
14 : İman </p>
<p>MEDRESE</p>
<p>         Eskiden bizde,bugün de bir çok Müslüman ülkelerinde özellikle din,hukuk adamı yetiştiren okullara medrese denir.Bu okullar çoğunlukla camilerin yanında bulunan bir avlu içinde bir çok odalardan kurulu yapılardır.</p>
<p>         Medreseler değişik derecelerde olurdu.Bugünkü orataokul,lise,üniversite öğrenimine karşılık çeşitli medreseler vardı.Bunlarda yalnız Arapça,Kur’an değil,matematik,mantık gibi bilgiler de öğretilirdi.</p>
<p>         Yurdun bütün büyük şehirlerinde medreseler vardı.Sivas,Konya,Sinop,Kayseri,Erzurum gibi yurdun her bölgesinde büyük medreseler yapılmıştır.Bunlar tek katlı taş yapılardı.Yan yana hücrelerden meydana gelir,bu odalarda yatak sermek için bir taş seki bulunurdu.Medresede ders okuyan öğrenciler birer ikişer bu odalarda yatar kalkarlar bazen yemeklerini de kendileri pişirirlerdi.Büyük medreselerin mutfak bölümleri olurdu.O şehre gelen tanınmış bilim adamları da medreseler de misafir edilirdi.</p>
<p>         Bazı medreseler Selatin camileriyle birlikte düşünülüp apılmıştır; bunlar, imaretleri, hastaneleri, çeşitli derecede ders yapan bölümleriyle bir külliye meydana getirirlerdi.Fatih Külliyesi,Süleymaniye Külliyesi gibi.Bunların hepsi aynı zamanda yapılmış,sonradan tamamlananları da vardı.Medresede ders okutanlara ‘müderris’ denirdi.</p>
<p>MEDRESE EĞİTİMİNDE YOZLAŞMA VE GERİLEME SÜRECİNİN BAŞLAMA SEBEPLERİ</p>
<p>         Batı bilim tarihçileri İslam dünyasında bilimsel düşüncenin 12. yy’dan itibaren durgunluk sürecine girdiğini 14.yy’da ise bütünüyle sustuğunu ifade etmektedirler.Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş sürecine girmesinde,ilmiye mensuplarının da pay sahibi olduğu düşünülürse medreselerdeki ilmi performansın zayıflaması ve yozlaşma sürecinin başlaması oldukça erken dönemlere,16.yy’a kadar geriye götürülebilir.</p>
<p>         Müslümanların,Eski Yunan,Mısır ve İran kültür mirasını devralarak kendi damgalarını vurmak suretiyle yaktıkları ilim meşalesini,beş asır kadar parlak tutarak yükselttikleri halde daha sonra bu meşalenin neden söndüğü,İslam dünyasının halen cevabını aramakta olduğu önemli bir sorudur.Bu soruya ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerde yaygın olan yaklaşımlardan biri,İslam düşüncesinin Gazali öncesi ve sonrası dönemlerine vurgu yapılarak,Gazali’nin önemli bir kırılma döneminin odağında yer aldığı görüşüdür.</p>
<p>	İslam düşüncesi tarihinde Gazali’nin özel bir öneme sahip olduğu tartışılmaz bir realitedir.Bunu en önemli göstergesi İslam düşüncesinin temel disiplinleri olan kelam,felsefe ve tasavvufta içerik ve ilgi açısından,Gazali sonrası yaşanan önemli gelişmelerdir.</p>
<p>	Gazali’nin aklı geçersiz kılarak,bilimin ve düşünce faaliyetinin gerilemesine neden olduğu şeklindeki iddiaların doğru olmadığı,hatta iddiaların tersinin doğru olduğunu düşünen H.Ziya Ülken’e göre Gazali,biri dışarıya çevrilmiş –duyulara ve akla dayanan-dış gözü,diğeri içeriye çevrilmiş –yine aklın ince bir sezgi halindeki- iç gözü olarak iki göz kabul eder.Bunlardan birincisi ile duyu ve akıl ilimleri kurulur.İkincisi ile de insanın basit tecrübe ve algısını aşarak imanın kabul ettiği hakikatleri açıklar.Böylece vakıa hakikati ile akıl hakikatinin yetersizliği,iman hakikati ile tamamlanmış olur.Gazali’nin bu görüşünün Pascal’a esin kaynağı olduğu da belirtilmektedir.</p>
<p>         Hilmi Ziya,Gazali’nin bu ince tahlillerinin ne yazık ki İslam filozofları ve kelamcıları arasında yeter derecede taraftar bulmadığını,hatta onların akıl ve iman anlayışına dayanan Gazali görüşünün gelişmesine engel olduklarını söyler.Bu yüzden o’ndan ne medrese ne de tekke çevrelerinin yeterince faydalanamadığı;birinin meşşai çizgisinde skolastiğe,diğerinin de panteizme ve Batıniliğe saptığı ifade edilmektedir.</p>
<p>         Gazali’nin,filozofların kendi kendilerini tahripleri anlamında Tehafüt el-Felasife adlı eseri,İslam’da müsbet ilime ve felsefeye karşı indirilmiş en kesin darbe,kelamcı Eş’ri okulunun zaferi olarak kabul edilegelmiştir.Selefi hareketin durmasında ve felsefe akımlarının kesilmesinde Eş’arilik önemli bir rol oynamıştır.Bu rolde Gazali’nin özel bir katkısı bulunduğu söylenebilir.</p>
<p>         Bilim ve felsefe alanında ortaya çıkan durgunluğu tek bir nedene bağlamak suretiyle açıklamak doğru olmadığı gibi bunun Eş’ari ve Gazali gibi İslam bilginlerine de büyük bir haksızlık olacağını kabul etmek gerekir.Akıl ve vahiy arasında sağlam bir denge ve ilişki kurmaya çalışan Gazali,aklın nakilden,naklin de akıldan müstağni kalamayacağını vurgulamakta;aklı tamamıyla bir tarafa bırakıp tam taklide çağıranların cahil,sadece akılla yetinip kitap ve sünnetin ışığından yararlanmayanların ise aldanmış olduğunu belirtmektedir.Kaldı ki Gazali’den sonra da İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinde bilimsel canlılığın devam ettiği ve büyük bilgin ve filozofların yetiştiği bilinmektedir.<br />
OSMANLI DEVLETİ’NDE MATURİDİLİK VE EŞ’ARİ’LİK</p>
<p>         Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra birkaç yüzyıl içinde o dinin yegane savunucuları konumuna gelmişlerdir. Bu sadece askeri alanda gerçekleşmemiş dini, astronomi, tıp, matematik, kimya ve diğer bilim dallarında da bir çok araştırmalar, incelemeler yapmış büyük buluşlara imza atarak insanlık tarihinin gelişmesine katkıda bulunan eserler vermiştir. İslamiyet’in hızla yayılarak, geniş bir coğrafya üzerindeki milletlere ulaşması mevcut itikat ve amel mecburiyetinin getirdiği koşulların oluşturduğu farkları gidermek hususunda çalışmalar yapmayı  zorunlu kılmıştır. Bunun başlıca sebebi İslamiyet’in artık Arap sosyokültürel etki alanından çıkarak farklı sosyokültürel ortamlarda yaşama ve Arap dünyasındakinden farklı sosyokültürel algılara da cevap verebilecek olma mecburiyetidir.</p>
<p> Bu süreç daha sonra çıkan Şia algısını saymaz isek İslam dünyasında Sünni olarak adlandırdığımız kolda üç adet itikadi görüş ( Matüridilik, Eş’arilik ve Selefilik ) dört adet de bunlara bağlı ameli görüş ( Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik ve Malikilik) ortaya çıkmış ve günümüz İslam dünyasında Sunni olarak ifade edilen tamamına yakın bir kesim içinde  genel kabul görmüştür. Kabul etmek gerekir ki bir toplumun sosyal hayatını  düzenleyen ve organizasyon şemasını kurmada etkileyici olan, olaylara bakış açısını dini açıdan yorumlamasını kolaylaştıran, nasıl şekil vermesi gerektiği hususunda yönlendiren hatta koşullandıran itikadi görüşüdür.  İslam tarihi incelendiğinde kurulan her İslam  veya halkı Müslüman çoğunluğa sahip devletin kurumlarını şekillendirmede bu itikat imamlarından birinin görüşünün benimsediği  görülür.</p>
<p> Bu yönden tarihte ve günümüz İslam dünyasını yukarıda ifade edilecek şekilde birbirinden ayırabiliriz. </p>
<p> 	Eş’arilik üç amel mezhebinin ( Şafilik, Maliklik ve Hanbelilik) görüşlerine riayet ettiği bir itikat mezhebidir. Bu mezhep mensublarının çoğunluğunu kurucusu olan İmam Ebu’l El-Hasan Eş’ari’nin mensubu da bulunduğu Arap’lar oluşturmaktadır. İmam Eş’ari Abbasi döneminde bugünkü Irak coğrafyasında yaşamış ve eserlerini vermiştir. </p>
<p>Matüriyedilik mezhebinin kurucusu ise İmam Ebu Mansur El- Matüridi ise Semarkant’lı olup aslen Türk’tür. Amel imamı olan ve kendi gibi Türk kökenli İmam Ebu Hanefi’nin görüşü, Hanefilik ise yine mensuplarının çoğunun aslen  Türk kökenli olması ile bilinir.</p>
<p>İki mezhep arasındaki görüş farklılıkları araştırıldığında bazı kaynaklarda 13, bazılarında 40 hatta 73 adet olarak ifade edilmektedir. Ama bu farklılık Hristiyanlıkta ki gibi mezhepsel sürtüşmelere yol açmamakta aksine dinin cevaz verdiği ve peygamberimizin hadislerinde hayırlı gördüğü bir süreçtir. Zaten aksi halde dinin ilk indiği coğrafyada ki gibi farklı koşul ve ortamlarda aynen tatbik edilemeyeceği, bundan dolayı inananların büyük zorluklar çekeceği malumdu.Matüriyedilik ile Eş’arilik  arasındaki fikir ayrılığının ana sebebine değinmeK gerekir. Bunun temeli batıda ki İslam devleti Endülüs’de savunuculuğunu İbn-i Rüşd’ün yaptığı din de Aristocu akılcı &#8211; felsefi bakış açısının yer almasını talep eden görüş ile İmamı Eş’ari’nin görüşüne sıkı sıkıya bağlı olan ve Platoncu temele dayanan tasavvufun geçerli olmasının gerektiğini savunup, felsefeyi din açısından zararlı gören İmamı Gazali arasındaki fikir tartışmalarına dayanır. Aynı dönem de İmamı Maturidi’ de Türkistan’dan bu fikir tartışmalarına katılmış İbn- i Rüşd’ün görüşleri ile aynı olan düşüncelerini ifade etmiş bu konuda eserler vermiştir. Kuvvetli bir bilgiye sahip olan İmamı Maturidi çok kısa bir zamanda bulunduğu coğrafyada tanınmış ve ün yapmıştı. Görüşlerini paylaşmak için bugünkü Irak coğrafyasına gelmiş bir çok fikir tartışmalarına katılmış düşüncelerini büyük bir kitleye kabul ettirmişti. Bu açıdan İmamı Eş’arinin bazı görüşleri ile tezat düşmüş bunlara bilgisi dahilinde farklı izahlar getirmişti. İki görüşü de temelde  birbirinden ayıran özellik birinin nakilci diğerinin ise akılcı olmasıdır. Eş’ari ekolünün en kuvvetli savunucularından olan İmam Gazali, İbn-i Rüşd’ün kilere olduğu gibi İmamı Maturidiye’nin de görüşlerine şiddetle karşı çıkıyor ve felsefeye dalmakla suçladığı Türk alimleri Farabi ile İbn-i Sina’yı kafirlikle itham ediyordu Ona göre Allah’a akılla ulaşılamaz sadece bu  tasavvuf yolu ile gerçekleşebilirdi.   Oysa bu alimler dünyanın insanlar tarafından okunması için yaratılmış bir kitap olduğunu, onu incelemekle ve araştırmakla bir çok ibret alınabileceğini iddia ediyorlardı. Onun için de Kuran-ı Kerimde sürekli olarak ibret almazmısınız ifadesi geçmekde değil miydi? Her şeyi yaratan Allah olduğuna göre ne kadar araştırılırsa, incelenirse incelensin yine sonunda ortaya çıkacak olan varılacak son nokta yine yaratıcıyı ispat edecektir. Bu yüzden akli ilimlerden ve felsefeden endişeye gerek olmadığı gibi bu Allah’ın bir emri ve Peygamberimizin “İlim öğrenmek her Müslümana farzdır” , “İlim Müslüman’ın kayıp malıdır onu nerede bulsa almalıdır”ve “İlim Çin’de bile olsa gidip onu alınız.” Hadislerine göre de uygundu.</p>
<p>         İslam tarihinde Hulefa-i Raşidin denilen ve  seçim yoluyla yapılan devlet reisliği seçimi Muaviye ile başlayan Emevilik dönemi ile sonlanmış oldu. Bundan sonra kurulan çoğu İslam devletlerinde saltanat babadan oğla geçti. Tabi ki böylesine bir yapıda vatandaşın ve büyük sınıf katmanlarının  müdahalesi veya seçim hakkı gibi alternatif yoktu. Devlet reisleri kendi meşruluklarını ve saltanatlarının devamını ancak teokratik – dini yapıyı özümseyerek yapabilirlerdi.İslam dünyası bunu ilk olarak Emevi saltanatında gördü. İktidar dini ortamı sıkı denetliyor, muhalefeti tasfiye ediyordu. Dini gücü bünyesine alarak hükmetme metodunu Emeviler Doğu Roma &#8211; Bizans’tan almıştır. Bizans imparatoru I. Basileios yönetim erklerini 880’li yıllarda ilan ettirdiği ve Roma yasamasında bunun bir daha örneğinin görülmediği 13 maddelik kamu hukukunun ile kendinde topladı. Bu kanunun giriş (Epanogoge) kısmındaki ifadesiyle teokratik yönetimi meşrulaştırmıştır. Artık İmparator, tanrı&#8217;nın gökyüzündeki krallığının yeryüzündeki  suretidir. Böylelikle din ile iktidar ayrılamaz bir biçimde iç içe girmiştir. Yönetim erkinin tamamını eline geçirmiş olan imparator kendine dini bir kimlikte yükleyerek itibari ile paylaşması gereken veya kendini tasfiyeye yetkili bütün kurumları pasif konuma getirmiştir. Kilise yönetimini de kendisine tabi olmaya zorlayan imparator, dini sınıfın yönetimle bütünleşmesinden daha güçlü olarak çıkacaklarını  düşünen din adamlarının da desteğiyle iktidarını pekiştirmiştir. O artık aynı zamanda bütün doğu Hristiyanlarını da temsil etmekte olduğu gibi aynı zamanda onları tanrı adına koruma ve hükmetme unvanını almıştır. Yani tam anlamıyla teokratik bir lider olmuş kendine karşı doğacak olan muhalefeti din kalkanıyla savunarak muhalefeti tavsiye etmiş, yapacağı her türlü eylemin dini bir eylem olarak görülmesini sağlamıştır. İmparator I. Basileois’den sonra iktidara gelen imparatorlarda aynı unvana sahip olmanın getirdiği kolaylığı iktidarları boyunca doyasıya kullanmışlardır.</p>
<p>        Aynı yönetim tarzını benimseyen Emevilerin devamı olan Abbasi iktidarı döneminde yaşamış olan İmam Eş’ari ve İmam Gazali bulundukları sistemin dini sınıfı kanatları altına alma ve kendilerine çekme politikasına karşı meyilli bir yaklaşım göstermişlerdir. İmam Eş’ari devlet reisi seçim meselesinde Hülefa-i Raşidin dönemindeki seçim sistemini önermek yerine babadan oğula geçen sistemi tercih etmiş en azından ses çıkarmadığı gibi aynı zamanda en kötü lider (Emir) lidersizlikten iyidir, prensibinin kabulü iktidarın yanlışlarını düzeltme yolunda yapılacak her eylemin o toplumu felakete götüreceği korkusu ile men edilmiştir. Yine  Eş’arilik ekolu içinde sığdırılmış olan cüzü iradenin de Allah tarafından yaratıldığı düşüncesi yönetilen toplumun yöneticilerinin almış olduğu her kararının arkasında Allah’ın bulunduğu gibi bir düşüncenin yerleşmesine sebep olmuştur. Bu yüzden halk gittikçe kaderci olduğu gibi yapılan yanlışları düzeltme gibi bir basireti gösteremediğinden İslam dünyasının güney kanadı olarak tabir edebildiğimiz Eş’ariliğe bağlı coğrafya hızla gerilemiş ve tasavvuf  ile uğraşmaktan akli ilimlere gereken önemi veremediğinden Mısır dışında o topraklar üzerinde köklü büyük bir medeniyet bir daha kurulamamıştır. Mısır istisnadır çünkü orada ayrıca iki devlet daha kuruldu bunlardan biri Fatimiler devleti ki tarih için kısa bir zaman denilecek süre yaşamıştır diğeri ise kurucuları Türk ve yönetici kesim ile askeri kesimin Matüridi görüşe sahip  olan Memluk devletidir. Bunun en güzel örneği basiretsiz hükümdarların yerine daha faziletli, ehil hükümdarların kolaylıkla geçirilmesinden anlaşılmaktadır. Anlaşıldığı üzere sultanın mutlak iktidarı bulunmayıp, büyük emirler ve bürokrasi tarafından denetlenmektedirler. Bu sayede de Memlük devleti yüzlerce yıl bölgede iyi yönetim örneği sergilemiş huzur ve asayiş kaynağı olmuştur.  </p>
<p>       Türk coğrafyasının batıda ki kolu Oğuz Türklerinin kurduğu Selçuklu devleti Moğol istilası ile yıkılmış ülke beylikler arasında bölünmüştür. Bu beyliklerden en küçüğü  olarak Anadolu’nun batısında   bir uç beyliği olarak yerleşen  Osmanoğulları  komşu Bizans’ın çökmeye başlamasından istifade ederek topraklarını Avrupa içine doğru hızla büyüten bir devlet olmaya başlamışdı. İstanbul alınana kadar geçen bu süre zarfında  İslam algısı sürekli batıya göçen ve Yasevi tarikatının yedi öğretisine sıkı sıkıya bağlı olan ( Allaha iman, bilime saygı, kadına saygı, riyasız ibadet, emeğe değer ve yaratılmışa sevgi ) Türkmen aşiretlerinin sürekli onlara katılımıyla daha çok Türk sosyokültürel ve dini algılarının doyasıya yaşandığı bir iklim olmuştu. Orhan beyden itibaren Fatih Sultan Mehmed’e kadar İslami algı serbestiyesinin doyasıya yaşandığı görülmektedir. Bu rahat ortam ileriki dönemde imparatorluğa dönüşecek bir yapının daha sağlam bir temele oturmasını sağlayacaktır.</p>
<p>         İstanbul’un fethi ile Osmanlı coğrafyasının ortasında küçük bir toprak parçası üzerinde oturan Bizans tarih sahnesinden silindi. Bizans aynı zamanda doğu Roma’nın da devamı olduğundan bir imparatorluk kimliği vardı. Fatih Sultan Mehmet hudutları neredeyse Bizans’ın güçlü dönemlerinde ki kadar genişlemiş olan Osmanlı devletinin yıkmış olduğu Doğu Roma’nın bakiyesine sahip çıkarak ülkesini imparatorluk çizgisine taşımayı amaçlamaktaydı. Rus tarihçi Plekhanov’un tespit ettiği gibi yer, zaman ve imkan buna müsaitti. Tabi ki bir imparatorluk ile devlet yapısı birbirinden farklıydı. Bu sebeple yeni bir yapılaşmaya, kurumlaşmaya gitmeye gerek vardı. Fatih Sultan Mehmet bu oluşum için kendine göre en ideal yönetim sistemi olarak Bizans teşkilat yapısını İslami değerler ile yapılandırarak gerçekleştirdi. Bu devletten imparatorluğa geçiş sürecinin sancılı olduğu bir gerçektir. Fatih Sultan Mehmet kuracağı imparatorluğun dini ve onun siyasi yansımasının nasıl olacağını belirlemeli ve devamı için belli kanunlar ile kayıt altına almak zorundaydı.</p>
<p>         İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet kuracağı yeni imparatorluğunun bilimsel alt yapısının da kuvvetli olması gereğini biliyordu. Anadolu’da ki ve Timur imparatorluğunda ki bütün ilim adamlarını ülkesine davet etti. Davete icap edip gelenlere çok itibar gösterilip, taltif edildiler. Gelen alimlere   bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Fatih medreselerinde ( Sahn-ı Seman ) eğitim verme imkanı tanınmıştı. O dönem İstanbul’un da genelde dört  türlü fikir üzerine tartışmalar doyasıya yapılıyor, ideal yöntemlerin tespitine çalışılıyordu.<br />
Bunlar;</p>
<p> Meşşailik: Gerçeklik araştırmalarında Aristo’nun yolunu benimseyenler. Bunlara  Meşşai denirdi.İslam tarihinde bunların en gözde temsilcileri doğuda Farabi ve İbn_i Sina iken batıda İbn_i Rüşd ile İbn-i Bacce’dir. </p>
<p>Kelam: Yüce yaratıcının zatını, hallerini, sıfatlarını, başlangıç ve sonuç itibariyle mümkün şeylerin hallerini İslan kanunu üzere inceleyen bilim dalıdır. Bu husustaki ekeollerden biri Maturidilik diğeri Eş’arilikdir.</p>
<p>İşrakilik: Gerçeklik araştırmasında buhran ve nazarın yanı sıra daha çok sezgi ve müşahadeye yer veren görüştür.</p>
<p>Tasavvuf: İnsanın akıl yoluyla erişemeceğini düşünerek ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur.</p>
<p>         Kendiside çok genç yaşta tahta geçerek hükümdar olmasına rağmen çok iyi bir eğitim almış olan sultan ülkesinin başkentinde ki bu ilmi hayattan ziyadesi ile memnun olmakta ve bu tür cemiyetlere katılmakta, görüşlerini belirtmekteydi.</p>
<p>         Fatih dönemim incelendiğinde en güncel tartışma konusunun kelam konularını açıklamada veya yorumlamada akılcılığı öneren Maturidilik mezhebinin yaygın olarak yaşandığı ve o coğrafyada iktidar olan Timur imparatorluğu yöneticileri tarafından takdir gören Türkistan kökenli alimler ile genellikle   eğitimini Eşari ekolü üzerine almış Anadolu’lu Hanefi mezhebinden Türk alimler ile yine yakın Arap coğrafyasından gelmiş olan Arap kökenli alimlerin İmam Eş’ari ile onu  şiddetle savunmuş olan İmamı Gazali yanlılarının görüşleri arasında yaşanmakta olduğu dönemin kaynaklarında görülmektedir.Maturidilik ve Hoca Nasurettin Tusi görüşlerini savunan Türkistanlı alimler ki bunların en ileri gelenleri  Ali Kuşçu’dur. Eş’ari görüşü ile onu tasavvufla destekleyen İmam Gazali ile Fahreddin Razi’yi savunanan taraftan ileri çıkanlara ise  Hocezade Muslihiddin Mustafa örnek verilebilir.</p>
<p>         Bu iki ekolun hararetli kelam tartışmalarında bir süre sonra ağırlık Hoca Muslihiddin Mustafa’nın da etkisiyle Eşa’ari okuluna bağlı olan ve tasavvufu öneren İmamı Gazali’nin görüşü ağırlık kazanmıştır.  Bu süreçte medreselerde aklı ilimlerin temeli Maturidilik’ten gelen akli ilimlerin okutulmasına son verildi. İlmen Osmanlı’dan daha ileri olan ve Fatih Sultan Mehmed’in talebi ile İstanbul’a gelmiş olan Timur İmparatorluğu alimleri bu konuda uyarılarını sürekli olarak yaptılar fakat her hangi gelişme olmadı. Bir kısmı yine Türkistan’a döndüler, Ali Kuşçu gibi bir kısım alim  ise geldikleri coğrafya kadar Türk olan bu topraklarda kalmaya karar verdi. O dönem için de yetişmiş ve Maturidilik görüşüne hakim son kuşak Kanuni zamanına kadar geldi. Fakat ilmi sahada bir daha medreselerde etkin olamadılar. Böylelikle Fatih dönemine kadar gelen ilmi çalışmalar ve yükseliş Fatih Sultan Mehmet zamanında duraklamış Kanuni döneminde ise sonlanmıştır. Osmanlı tarihi incelendiğinde  Fatih’den sonra din üzerine verilen eserlerin dışında tıp, kimya, fizik, astronomi ve bunun gibi dallarda eser veren ilim adamı yok gibidir. Ne yazık ki bir daha 12. ve 13. yüzyıllarda olduğu kadar  İslam dünyasında hiç bir ilim ortamı  olmayacak sadece dini ve sosyal konulu eserler verilecektir.</p>
<p>         Osmanlı ulemasının bu tercihi ileri ki süreçte Bizans’da ki gibi yönetimin kanatları altında ve onun kararları ile daima uzlaşmış bir din adamları sınıfı oluşmasına neden olmuştur. Osmanlı zayıfladıkça bu din adamları grubu devletin yönetimine aday olacak bir sınıf olarak siyasi olaylara karışmıştı</p>
<p>ŞAH İSMAİL</p>
<p>	1500’de harekete geçen İsmâil Safevî, Şirvan’a varıp babasının kâtili olan Ferruh Yesâr’ı katletti ve Şirvan’ı aldı. 1501’de Âzerbaycan’ı ele geçirdi. Akkoyunlulardan Arran ve Diyarbekir Hükümdarı Elvend Beyi, 1502’de mağlup edince Tebriz’e geldi. Tebriz’i merkez yaptı ve merasimle taç giyerek “Şah” unvanını aldı. Şah İsmâil’in kurduğu devlete ve hanedana, dedesi Safiyeddin Erdebilî’den dolayı Safevîler denildi.</p>
<p>Şah İsmâil, kurduğu devleti, bozuk Râfizî inancıyla teşkilâtlandırıp, yayılma siyâseti tâkip etti. Bütün İslâm ülkelerine halife, mürid ve fedâilerini gönderip, alenî ve gizli Safevî propagandası yaptırdı. 1503’te Irak-ı Acem, Fars ve Kirman’ı, Kâzaran’ı büyük katliam ve tahriple zaptetti. Kâzaran’ı alınca oradaki Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsini kılıçtan geçirdi. Bu katliamları, Osmanlı Devletinin tepkisine sebep oldu. 1504’te Yezd’i alıp, kışın İsfahan’a geldiyse de Osmanlı-Safevî münasebetleri düzelmedi.</p>
<p>1505’te Kazvin’e gelip, Eshâb-ı kirâmdan, büyük mücâhid, Seyfullah lakaplı, Irak Fâtihi Hâlid bin Velid soyundan gelen Hâlidiyyeleri imhâ etti. 1507’de Dulkadirli Alâüddevle Beyi mağlup etti. Erciş, Ahlat ve Bitlis’i ele geçirip, Elbistan’a kadar ilerledi. Diyarbekir Hâkimi Emir Bey, Şah İsmâil’e bağlılığını arz ettiyse de, ekserisi Sünnî olan şehir ahalisi, Safevîler’i kabul etmedi. Diyarbekir, uzun mücâdelelerden sonra, Safevî tahakkümü altına girdi.<br />
1508’de Bağdat’ı aldı. Şehirde büyük tahribat ve katliamlarda bulundu. Başta İmâm-ı A’zam Ebû Hanife hazretlerinin Azamiye’deki türbesini ve Ehl-i Beyt’ten, büyük âlim Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin ve daha pekçok Ehl-i beyt, Eshâb-ı kirâm ve Ehl-i sünnet âlimlerinin kabir ve türbelerini tahriple, Müslümanları katlettirdi. Bağdat’a vâli tâyin edip, Abbasî halifeliğini küçültmek için ona “Halifet-ül-hülefâ”, yâni halifelerin halifesi unvanını verdi.<br />
1509’da Bakü’yü zaptetti. Safevîlerin doğusundaki Sünnî Özbekler, Horasan’ı ele geçirince, Özbek Hanı Muhammed Şeybânî Hana haber gönderip, bölgeden çıkmalarını istedi. İsteği kabul edilmedi. 1510’da vukû bulan savaşı Safevîler kazandı. Esir edilen Muhammed Şeybânî Hanın kafasını kestirip, kafatasını şarap kadehi yaptırdı; derisine de saman doldurarak, zafer alâmeti olarak Osmanlı Sultanı Bayezid Hana gönderdi.<br />
1511’de Mâverâünnehir Seferine çıktı. Belh dâhil Mâverâünnehir’deki birkaç şehri antlaşmayla alıp, Irak’a döndü.</p>
<p>Şah İsmâil, bizzat katıldığı seferlerle hâkimiyetini genişletirken, İslâm ülkelerine gönderdiği dâî denilen halifelerine de Safevî ideolojisini propaganda ettirip taraftarlarını çoğaltarak, Râfiziliği yaydırıyordu. Anadolu’daki dâîlerinden Şeytan Kulu da denilen Şah Kulu Baba Tekeli de Güney Anadolu’da faaliyet gösterip, Safevî propagandası yapıyordu. Şah Kulu, on beş bin kişilik silâhlı kuvvet toplayıp Sultan İkinci Bayezid Han (1481-1512) zamânında, 1511’de isyân etti. Konya ve Kütahya civârında pek çok tahribatta bulundu. Üzerine gönderilen kuvvetleri bozdu. Sivas yakınındaki Gedik Hanı mevkiinde, Vezir-i âzam Hadım Ali Paşa tarafından öldürüldü. Taraftarları İran’a sığındı. Şah Kulu’nun taraftarları, yolda kervan soygununa katılınca, Şah İsmâil bunları cezâlandırdı.</p>
<p>1512’de, Emir Ahmed İsfehanî’yi, Mâverâünnehir Seferine gönderdi. Safevî ordusu, Özbeklere yenildi. Özbekler, Horasan’ı tekrar ele geçirdiler. Şah İsmâil, bizzat Horasan’a gidip, bölgeyi tekrar Safevî hâkimiyetine aldı. Safevîler, Osmanlı Devletinin aleyhine Mısır Memlûkları ve Hıristiyan âlemiyle iyi münâsebette bulundular. Sünnî Özbek Hanı Ubeyd Han, babası Muhammed Şeybânî Hanı katledip, kafasını şarap kadehi yapan Şah İsmâil’e karşı Osmanlı Sultanı Selim Handan yardım isteyip, ittifak teklif etti. Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520), bu talep ve teklifle Râfizi meselesini halletmek için, Şah İsmâil’e, ağır ithamlar bulunan arka arkaya üç mektup gönderdiyse de, Şah bunlara hiç cevap vermedi.<br />
Osmanlılar, 1514’te İran Seferine çıkınca, Sultan Selim Han, İstanbul’dan Doğu Anadolu’ya kadar gelmesine rağmen, Şah İsmâil meydana çıkmadı. Şah İsmâil’e gönderilen son mektupta, Sultan Selim Han, Safevî Şahı için ağır ifâdeler kullanınca, Çaldıran Meydan Muhârebesine çıkmak zorunda kaldı. Bu nâmede; Osmanlı ordusunun uzun bir yoldan gelip epeyden beri muhârebe için düşman ordusu aramasına rağmen meydana çıkan olmadığı, pâdişâhların ellerindeki memleketlerin nikâhlıları olduğu, erkek ve yiğit olanın onu nâmahreme (yabancıya) çiğnetmeyeceğinden bahsedilerek; Şah İsmâil’e miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf giymesi tavsiye edilerek, ayrıca kadın elbiselerinden hırka, şal ve çarşaf gönderildi. Şah İsmâil bu ağır ifâdeli nâme ve elbiseler üzerine, devrin en büyük devleti Osmanlılarla muhârebeyi kabul etmek zorunda kaldı.</p>
<p>23 Ağustos 1514 târihinde meydana gelen Çaldıran Meydan Muhârebesinde, Şah İsmâil ve Safevî ordusu, Osmanlı ordusu ve Sultan Selim Hana bir gün bile mukâvemet edemedi. Çaldıran’da, Safevî ordusu, Osmanlı teknik üstünlüğü ve kuvvetli îmânı karşısında eriyip gitti. Şah İsmâil; tahtını, tacını ve hatununu muharebe meydanında bırakıp, kaçtı. Tebriz’e çekildi. Mağlubiyet üzerine, teselliyi içkide aradı. Kendini bütünüyle içkiye verip, zevk ve eğlenceye düşkün, sefih bir hayat yaşadı. Özbekler, Horasan’a tekrar sâhip oldular.<br />
Şah İsmâil, içki ve zevk âleminde günlerini geçirirken, Safevî devlet adamları harekete geçti. Bebek yaştaki oğlu Tahmasb Safevî, atabeg îlân edildi ve Emir Sultan Han da yardımcı tâyin edildi. Şah İsmâil, sefâhat âlemindeyken, Osmanlıya karşı kini azalmadı. Alman İmparatoru Şarlken’e mektup gönderip, Osmanlı Devletine karşı yardım ve ittifak talebinde bulundu. Fakat Şah İsmâil Safevî; tahriki sonucunda Osmanlı Devletine karşı Hıristiyan âleminin çıkardığı ordunun, 1526’da Mohaç’ta mağlubiyetini göremedi.</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>1.)	Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri (Prof. Dr. Ethem Ruhi Fıglalı)<br />
2.)	Hayat Ansiklopedisi<br />
3.)	Osmanlı Medrese Eğitimi ve Felsefesi (Kenan Yakuboğlu)<br />
4.)	Fatih Dönemi Düşünce Hayatına Genel bir Bakış(Dç.Dr. Ahmet Kamil                                      Cihan)<br />
5.)	İslam’ın Sosyolojik Yorumu   (Prof. Dr. Yumni Sezen)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/itikadi-islam-mezheplerinden-maturidilik-ve-esarilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PhP de dosya kontrolü (file_exists)</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-de-dosya-kontrolu-file_exists/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-de-dosya-kontrolu-file_exists/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 21:14:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[dosya]]></category>
		<category><![CDATA[dosya kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[file_exists]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[php file_exists]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1068</guid>
		<description><![CDATA[Php ile sistemlerimize resim, yazı vb dosyaların olup olmadığını kotrol etmek için file_exists komutunu kullanabiliriz.
Uyelik sistemimizde uyemizin resmi varsa üye resimini, resmi yoksa standart olarak belirlemiş olduğumuz bir resmin gelmesini, urunlerimizin fotograflarının sistemimizde yer alıp almadığını ve fotograf sistemimizde yer almıyorsa standart bir fotograf getirme işlemlerinde file_exists i kullana biliriz.

&#60;?php
if ( file_exists( &#34;ornek.jpg&#34;  ) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Php ile sistemlerimize resim, yazı vb dosyaların olup olmadığını kotrol etmek için file_exists komutunu kullanabiliriz.<br />
Uyelik sistemimizde uyemizin resmi varsa üye resimini, resmi yoksa standart olarak belirlemiş olduğumuz bir resmin gelmesini,<span id="more-1068"></span> urunlerimizin fotograflarının sistemimizde yer alıp almadığını ve fotograf sistemimizde yer almıyorsa standart bir fotograf getirme işlemlerinde file_exists i kullana biliriz.</p>
<pre class="brush: php;">
&lt;?php
if ( file_exists( &quot;ornek.jpg&quot;  ) ) { // ornek.jpg dosyamız varmı kontrol ediyoruz.
     echo &quot;Dosya Var&quot;; // dosyamız varsa
}else {
     echo &quot;Dosya Yok&quot;; // dosyamız yoksa
}
?&gt;
</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-de-dosya-kontrolu-file_exists/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Css Admin Panel</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/css-admin-panel/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/css-admin-panel/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 14:31:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[css]]></category>
		<category><![CDATA[admin panel]]></category>
		<category><![CDATA[css admin]]></category>
		<category><![CDATA[Css Admin Panel]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim paneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1061</guid>
		<description><![CDATA[


Web sitelerimizn yönetim bölümünde kullanılabilecek, zengin içerikli bir admin panel. 
Admin paneli zip şeklinde indirmek için tıklayınız.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><img alt="Css Admin Panel" src="http://i27.tinypic.com/2i065g5.jpg" title="Css Admin Panel" width="500" height="167" /></center><br />
<br />
<span id="more-1061"></span><br />
Web sitelerimizn yönetim bölümünde kullanılabilecek, zengin içerikli bir admin panel. </p>
<p>Admin paneli <a href="http://www.box.net/shared/luxni3ij1e" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/css-admin-panel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tinymce Text (Yazı) Editörü</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/tinymce-yazi-editoru/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/tinymce-yazi-editoru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 12:08:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[editör]]></category>
		<category><![CDATA[Tinymce]]></category>
		<category><![CDATA[Tinymce Yazı Editörü]]></category>
		<category><![CDATA[yazı editörü]]></category>
		<category><![CDATA[zengin editör]]></category>
		<category><![CDATA[zengin yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1048</guid>
		<description><![CDATA[
Web sitelerimizde zengin yazı editörü kullanmak isteyebiliriz. Örneğin bir ürünümüzü veri tabanına girerken düz yazıdan ziyade linkler, stiller uygulamak isteyebiliriz. Bu gibi durumlarda tinymce yazı editörünü tam bizim isteğimize göre. Tinymce yazı editörünü yönetim panellerinde ürün özellikleri, hakkımızda vb yerlerde kullanmaktayım. En etkin olarak haber girişi işi için bire bir. Çünkü paragrafları belirtmek, embed ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i49.tinypic.com/2zoyfyu.jpg" class="aligncenter" width="600" height="250" /><br />
Web sitelerimizde zengin yazı editörü kullanmak isteyebiliriz. Örneğin bir ürünümüzü veri tabanına girerken düz yazıdan ziyade linkler, stiller uygulamak isteyebiliriz. Bu gibi durumlarda tinymce yazı editörünü tam bizim isteğimize göre. Tinymce yazı editörünü yönetim panellerinde ürün özellikleri, hakkımızda vb yerlerde kullanmaktayım.<span id="more-1048"></span> En etkin olarak haber girişi işi için bire bir. Çünkü paragrafları belirtmek, embed ile video gömme, yazı içeriğine etkin bir şekilde link ekleme, bold ve italic gibi stilleri uygulamak oldukça kolay. </p>
<p>Tek dikkat etmemiz gereken konu css&#8217;lerin birbirleri ile uyumu. Css çakışmaları olabiliyor. :d kendimde biliyorum yaşadım çünkü arkadaşlar. Bunun yanı sıra yazılarımızı belli bir yerde imleyerek &#8220;devamını gör&#8221; gibi bir özelliğimizde yer almaktadır. Bu wordpress&#8217;de more olarak yer almaktadır.</p>
<p>Uygulama dosyalarını <a href="http://www.box.net/shared/rm1npqbej8" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/tinymce-yazi-editoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmed Yesevi</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ahmed-yesevi/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ahmed-yesevi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 19:53:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Yesevi]]></category>
		<category><![CDATA[byografi]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[Yesevi tarikatının kurucusu olan Türk mutasavvıf ve şair.Yaşamı üzerine bilinenler menakıbnamelere dayanır.Bu kaynaklara göre Ahmed Yesevi,İbrahim adlı bir şeyhin oğludur.7yaşındayken babasını yitirince ablasıyla birlikte Yesi kentine yerleşti.Sonra Buhara’ya giderek ünlümutasavvıf Şeyh Yusuf Hemedani’nin öğrencisi oldu;onunla birlikte bir çok kenti dolaştı.Şeyhi 1160’ta Buhara’da ölünce onun yerine geçti.Bir süre sonra Yesi’ye döndü ve ölümüne değin orda kalarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i45.tinypic.com/11c7gur.jpg" class="alignleft" width="150"  />Yesevi tarikatının kurucusu olan Türk mutasavvıf ve şair.Yaşamı üzerine bilinenler menakıbnamelere dayanır.Bu kaynaklara göre Ahmed Yesevi,İbrahim adlı bir şeyhin oğludur.7yaşındayken babasını yitirince ablasıyla birlikte Yesi kentine yerleşti.Sonra Buhara’ya giderek ünlümutasavvıf Şeyh Yusuf Hemedani’nin öğrencisi oldu;onunla birlikte bir çok kenti dolaştı.Şeyhi 1160’ta Buhara’da ölünce onun yerine geçti.Bir süre sonra Yesi’ye döndü ve ölümüne değin orda kalarak tasavvufi düşüncelerini yaydı.İbrahim adındaki oğlu babasından önce öldüğü için,Yesevi’nin soyu kızı Gevher Şehnaz’la sürmüştür.<span id="more-1041"></span><br />
               Ahmet Yesevi,özellikle Siderya ve Taşkent yöresindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında İslam inancının yerleşmesinde büyük rol oynadı.Çeşitli bölgelere halifeler yollayark tarikatını kolaylıkla yaymayı başardı.Yesevilik,göçebe Türkler arasında eski Türk gelenk ve törelerini içeren bir öğreti olarak yerleşti.Etkisi sonraları Türkistan sınırlarını aşarak,Horasan ve Hazer’in doğu ve kuzey kıyılarına,13.yy da da Azerbaycan yoluyla Anadolu’ya yayıldı.Yesevilik zamanla Türkler arasında Babailik ve Bektaşilik gibi başka tarikatların kurulmasına yol açmış,Ahmed Yesevi aynı zamanda Nakşibendi tarikatının pirlerinden sayılmıştır.<br />
                 Tasavvufi Türk halk şiirinin de öncüsü olan Ahmed Yesevi,düşüncelerini yayabilmek için hece vezni ve yalın bir Türkçeyle tasavvufi şiirler yazdı.Hikmet adı verilen bu şiirlerin iki belirgin özelliği; öz açısından tasavvufa,biçim açısından Türk halk edebiyatına dayanmasıdır.Sanat kaygısıyla değil,düşünceleri anlatmak amacıyla yazılan bu tasavvufi şiirler,Divan-ı Hikmet’te(1882) derlenmiştir.Yapıtta Ahmed Yesevi’nin hikmetlerinin yanı sıra başka Yesevi dervişlerinin hikmetlerine de yer verilmiştir.Hikmet söyleyen Yesevi dervişleri,şeyhlerine duydukları saygıdan dolayı kendi adlarını anmamışlar,böylece anonim bir hikmetler kitabı ortaya çıkmıştır.Divan-ı Hikmet’in eldeki en eski yazma nüshası 17.yy dan kalmadır.Bu yüzden,hikmetlerden hangisinin Ahmed Yesevi’ye ait olduğu belirlenememiştir.</p>
<p>YESEVİ&#8217;NİN MANEVÎ EGİTİMİ<br />
                   Ahmed Yesevî doğduğu sırada, Ottar-Yesevi civarından Sayram&#8217;a kadar ki bölgede, Arslan Baba adlı bir mürşidin temsil yaydığı bir tasavvuf ekolü etkini Ahmed Yesevi, ilk egitimini kendisi daha çocukken vefat eden babası ibrahim Şeyh&#8217;den ve Sayram&#8217;ın önde geler Şehabeddin İsficabî&#8217;den almıştır. Babası İbrahim Şeyh&#8217;in vefatı sonrasında geldiği Yesi&#8217;de, menkıbeye göre, ilk kerameti bulduğu Arslan Baba, Ahmed Yesevi&#8217;nin hem mürşidi hem de manevî babası olmuştur, Arslan Baba&#8217;nın, torununlarından Zengi Ata&#8217;nın (bu soy kütüğü verileri ile sabittir), boyu ve koyu deri rengi ile bölge insanlarından belirgin şekilde farklı göründüğünü yazan kaynaklar, Arslan Baba&#8217;nın &#8220;karaderili bir arab&#8221; (zenci) olduğuna işaret eder.<br />
                  Ahmed Yesevî ile Arslan Baba&#8217;nın karşılaşmasını dile getiren rivayete göre, Arslan Baba&#8217;nın Yesi&#8217;ye gelerek daha küçük bir çocuk olan Ahmed&#8217;i bulması ve Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;in emanet ettigi hurmayı Ahmed&#8217;e vermesi, terbiyesiyle meşgul olup irşad etmesi, Hz, Peygamber (s.a.v.)&#8217;in manevî bir işaretine dayanıyordu.<br />
                 Arslan Baba, menkıbelerde efsanevî bir kimlikle karşımıza çıkarken, Yesi yakınlarında bulunan tarihî Otrar şehrinde adına yapılmış bir türbenin mevcudiyeti ve tarihî kaynaklarda soyundan yetişen Mansur Ata, Zengi Ata gibi mürşid-i kâmillere ilişkin veriler, Arslan Baba&#8217;nın tarihen varlığının delilidir.<br />
Arslan Baba&#8217;nın terbiye ve irşadı ile Ahmed kısa zamanda mertebeler aşar, gençliğinde artık şöhreti Yesi dışında da yayılmaya başlar.<br />
               Ahmed Yesevî, Arslan Baba&#8217;nm vefatından bir süre sonra, daha önceden verdiği işarete uyarak o zaman için Türkistan&#8217;ın en önemli İslâm merkezi olan Maveraünnehir&#8217;e gider. Ahmed Yesevî, Semerkand&#8217;da devrin önde gelen âlim ve mutasavvıfı Şeyh Yusuf Hemedanî&#8217;ye intisab ederek O&#8217;nun irşad ve terbiyesi altma girer. Hikmetlerinden çıkardığımız bir hükümle, bu sırada Ahmed Yesevî yirmiyedi yaşında olmalıdır.<br />
              Yusuf Hemedanî&#8217;nin hayatını dile getiren ve Abdulhalık Gücdüvani tarafından kaleme alınan risalede, Yesevî ve Nakşî yallarının kavşak noktası olan Yusuf Hemedanî&#8217;nin temsil ettiği tasavvuf ekolünün esasları belirtilmiştir. Yusuf Hemedanî; Merv, Buhara, Herat, Semerkand gibi Türkistan kentlerini dolaşarak halkı irşad ederdi. Muhtemeldir ki bu irşad yolculuklarında, Ahmed Yesevî de şeyhi ile birlikte Türkistan&#8217;ın çeşitli kentlerim dolaşmıştır. Devrin Selçuklu Ham Sultan Sencer, Yusuf Hemedanî&#8217;ye bağlılığını her vesileyle göstermiştir. Bu bağlılık ölümle bile sona ermemiştir; bugün hem Sultan Sencer&#8217;in türbesi hem de Yusuf Hemedanî&#8217;nin kabri, hâlen Türkmenistan sınırları içinde kalan Merv şehrindedir.<br />
              Zahir ve batın ilimlerini tekmil eden Ahmed Yesevî, irşad mevkiinin üçüncü sahibi olacak şekilde mürşidinin üçüncü halifeliğine yükselir. Ahmed Yesevî, mürşidi Yusuf Hemedanî&#8217;nin ölümünden sonra dergâhın sorumluluğunu üstlenen üçüncü halef olarak bir süre Buhara&#8217;da hizmete devam eder. Yesevî; Buhara sûfîlerine bir süre rehberlikten sonra, şeyhi Yusuf Hemedanî&#8217;nin vaktiyle verdiği bir öğüde uyarak irşad makamını dördüncü halife olan Nakşibendiyye tarikatının yıldız isimlerinden Abdülhalık Gücdüvani&#8217;ye bırakarak Yesi&#8217;ye döner ve vefat tarihi 1116 yüına kadar irşad faaliyetini Yesi merkezli olarak sürdürür.<br />
              Çok yaygın olan bir rivayete göre Ahmed Yesevî, Hz. Rasulullah (s,a,v,)&#8217;in sünnetine bağlılığı sebebiyle altmış üç yaşına geldiğinde Yesi&#8217;deki dergahının avlusuna açılan bir merdiven ve buna bağlı bir dehlizle ulaşılan, halvethâne olarak kullandığı bir yeraltı mescidi inşa ettirmiş ve vefatına kadar bu mescidde ibadet ve riyazet ile meşgul olmuştur. Ahmed Yesevî, hikmetlerinin bir çoğunda bu uzlete çekilmesinin sebebi olarak, Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;ın altmış üç yaşında vefat ederek yer altına girişini ve bu yüzden kendisinin de yer üstünde Hz. Rasulullah (s.a.v.)&#8217;den daha fazla gezmekten hayâ etmesini göstermektedir. &#8220;Divân-ı Hikmetle Ahmed Yesevî&#8217;nin yer altında uzlete çekilişini ve uzlet hayatı esnasmda yaşadığı manevî hâlleri anlatan hikmetler önemli bir hacme sahiptir.<br />
               Divân-ı Hikmet&#8217;ten anlaşıldığına göre hikmetlerinin büyük bir kısmı da ilahî ilham ile bu yeraltı uzlet mekanında, Ahmed Yesevî&#8217;nin dilinden dökülmüş ve yanındaki dervişler tarafından yazıya geçirilmiştir. Çevresinde İslâm ile yeni tanışmış, samimiyetle bağlandıkları yeni dinlerinin esaslarını pek de iyi bilmeyen saf inançlı Türkler toplandığından, Ahmed Yesevî, Arapça&#8217;ya ve Fars edebiyatına hakim olmasına rağmen, çilehânesinde, etrafına halkalanan bozkır Türklerine onların kolayca anlayabilecekleri Türk dili ile hitap etmiştir. Yesevî dervişleri vasıtasıyla en uzak Türk obalarına kadar ulaştırılan bu &#8220;Yesevî Hikmetleri&#8221;, Türkler arasında bir düşünce ve iman birliğinin teşekkül etmesine hizmet etmesi bakımından çok önemlidir. Yesevî&#8217;nin, şeriatın zahiri ahkâmına ve Hz. Rasulullah (s.a.v,)&#8217;a ne kadar gönülden bağlı olduğu hikmetlerinde açıkça görülmektedir. Yesevînin Rasulullah (s.a.v.)&#8217;m sünnetine riayet konusunda gösterdiği titizlik, hikmetlerinin tematik analizi ile kolayca anlaşılabilir.<br />
               Yesevî&#8217;nin yer altındaki uzlet hayatının ne kadar sürdüğü belli değildir; fakat vefat tarihi olarak kabul edilen 1116 yılına kadar yaklaşık on yıl süreyle ahiret ehli biri gibi yeraltındaki çilehânesinde yaşadığı ve Cuma namazlarını kılmak gibi zorunluluklar dışında neredeyse aralıksız olarak halvette kaldığı tahmin olunmaktadır, Ancak şuna bilhassa dikkat edilmelidir ki, bu halvete çekiliş &#8216;dünyayı terk&#8217; eden sûfînin kendisini &#8216;pasif bir hayata mahkum etmesi&#8217; olmadığı gibi, o yer altı hücresinde gözetime alınarak yetiştirilen dervişler vasıtasıyla dünyanın dört bir bucağında hayata en etkin şekilde müdahaleyi içermektedir.<br />
              Ahmed Yesevi&#8217;nin yer altında bu uzun süreli halvetleri yaşadığı hücresinin kalıntıları bugün de muhafaza edilmekte ve teberrüken ziyarete açık tutulmaktadır.<br />
YESEVİ’NİN ÎRŞAD UFUKLARI<br />
              Ahmed Yesevinin günümüz dünyasında bile etkin olan irşadı, eseri Divân-ı Hikmet üzerinden ve yetiştirerek dünyanın dört bir yanında irşad ile vazifelendirdiği halifeleri vasıtasıyla, iki kaynaktan yürümüştür. Rivayetlere göre, Ahmed Yesevî dergahında yetiştirildikten sonra Hind kıtasından İdil boylarına, Çin seddinden Tuna kenarlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyaya tebliğ ve irşad göreviyle gönderilen dervişlerinin sayısı doksandokuzbindir. Bu doksandokuzbin rakamı, sayı olarak tam tamına olmasa bile &#8216;önemli bir çokluk&#8217; ifade etmesi yönünden Yesevî irşadının büyüklüğünü işaret eder.<br />
              Dîvân-ı Hikmet, önceleri yazma nüshâlâr şeklinde, daha sonralan ise basma tekniği ile çoğaltılmıştır. Bilindiği kadarıyla geçen ikiyüz yıl içinde, onyedi kez Taşkent&#8217;te, dokuz kez İstanbul&#8217;da, beş kez Kazan&#8217;da ve birer kere de Buhara ve Kagan&#8217;da matbu olarak yayınlanmıştır.<br />
              Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasmdan sonra ortaya çıkan yeni imkanlar, Türk Cumhuriyetleri&#8217;nde de Yesevî&#8217;nin ölümsüz eseri Dîvân-ı Hikmet&#8217;in yeniden gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Özbekistan&#8217;da, Dîvân-ı Hikmet&#8217;in Kiril harfli iki yeni baskısı yapılmıştır. Kazan baskışı esas alınarak Rasul Muhammed Aşurbayoğlu tarafından hazırlanan ve 1992&#8242;de Taşkent&#8217;te Kiril harfleri ile neşredilen Dîvân-ı Hikmet kitabının baskı adedi tam beşyüzbindir.<br />
       Dîvân-ı Hikmet, yine 1992 yılında Türkmenistan&#8217;da &#8220;Medine&#8217;de Muhammed, Türkistan&#8217;da Hoca Ahmed&#8221; adı ile ellibin adet olarak basılmıştır. Son olarak hikmetlerden bir kısmını içeren ve &#8220;Akıl Kitabı&#8221; adı ile basılan bir yayın da Kazakistan&#8217;da 1994 yılmda yirmibin tirajla yayınlanmıştır.</p>
<p>YESEVÎLIK YOLU VE &#8220;ZiKR-I ERRE&#8221;<br />
                 Yusuf Hemedanî&#8217;nin esaslarını belirleyip Ahmed Yesevi&#8217;ye aktardığı sûfi tatbikatının ana kurallarını hikmetlerden çıkartmak mümkündür. Yesevî&#8217;ye halef olan ünlü Nakşibendiyye mürşidi Abdü&#8217;l Hâlık Gücdüvâni&#8217;nin tasavvufî literatürde çok iyi bilinen ve onbir madde hâlinde esaslannı kaydettiği tasavvuf uygulamaları, bir yerde Yeseviyye yolunun da çerçevesini çizer. Hikmetlerde, Yesevî yolunun esasları, şeriatın zahirine titizlikle riayet ile farz ve vacip olan ibadetlere devam; tek başına ve cemaat ile uygulanan zikrullah ile ruhun feyz ile güçlendirilmesi olarak anlatılır. Yeseviyye yolunda bütün tasavvufî ekollerde oldugu gibi çok önemli bir konumu olan mürşidin gözetiminde yapılacak halvet uygulumaları ve yapılan riyazetler yoluyla nefsin kontrol altına alınarak nefs mertebelerinde ilerlenilmesi &#8220;cennet ile müjdelenen nefs-i mutmainne&#8221; makamına ulaşılması; en nihayetinde kendisinden &#8220;razı olunan&#8221; bir kul olarak Hakk Teala&#8217;dan &#8220;razı olunan&#8221; bir kul olarak aslî safiyyetine erilmesi hedeflenir.</p>
<p>                 Türkistan tasavvufunda; insanları en çarpıcı, en şiddetli şekilde cezbeden zikir meclisleri, Yesevî dervişlerince icra edilmiş ve edilmektedir. Bu konuda, gerek tarih boyu ve gerekse günümüzde katıldıkları Yesevî zikri meclislerini kaleme alan, kaydeden yazar, araştırmacı, meraklı vb. birçok kişi mevcuttur,<br />
                &#8220;Zikr-i erre&#8221; adı ile bilinen Yesevî zikrinin hararetli tesirinden etkilenen insanlar arasında Ubeydullah Ahrar gibi, Türkistan Nakşibendî ekolünün zirve isimlerinden birisinin de olduğunu Reşahat adlı tasavvuf klasiğinden biliyoruz. Yazılı olarak nakledildiğine göre Hoca Ahrar, kendisini ziyaret eden muasırı Yesevî şeyhi îkanî&#8217;den bir miktar &#8216;zikr-i erre&#8217; çekmelerini rica eder. Bu rica üzerine oluşturulan meclisteki cezbe harareti o denli yüksek perdelere, o denli ateşin bir düzeye ulaşır ki, bizzat Ahrar, &#8220;tamam tamam&#8221; diyerek zikrin sonlandırılmasını ister.<br />
               19. yüzyılda Türkistan&#8217;a giden seyyah Schuler de, &#8220;Türkistan Seyahatnamesi&#8221; adlı eserinde Taşkent&#8217;te şahidi olduğu bir Yesevî zikrini ve bu zikrin denişleri nasıl etkilediğini tüm ayrıntıları ile dile getirmektedir.<br />
               Sovyet döneminde, her türlü dine ve özellikle İslâm&#8217;a karşı uygulanan baskı politikası yıllarında &#8220;zikir meclislerinin erkek hikmethanları&#8221; birer birer ortadan kaldınlırken &#8220;hikmethanlık bayrağı&#8221;nı komünist rejim karşısınında biraz daha korunaklı pozisyonda olan kadın Yesevi dervişleri yükseltmişlerdi. Bugün yeniden, &#8220;Yesevîhanlık&#8221; da denilen hikmet okuma geleneğinin Türkistan&#8217;da canlanışına; zikr-i erre meclislerinin Türkistan bozkırlarında ihyama şahid olunmaktadır.<br />
               Harezm&#8217;den Doğu Türkistan&#8217;a tüm Türk yurtlarında Yesevî hikmetleri tarih içinde olduğu gibi dilden dile, meclisden meclise dolaşır olmuştur; tabii bu hikmetlere yüklü Yesevî ruhaniyeti de dalga dalga yakıldığı gönülleri ısındırmakta; yeni tecellilere uyandırmaktadır.</p>
<p>AHMET YESEVİ YOLU</p>
<p>             Ahmet Yesevi, tarihteki adıyla Türklerin Piri&#8217;dir. Milletimizin en önemli öğretmenidir. Milliyetimizi yoğuran insandır. Çok anlatılmalı, iyi anlaşılmalı ve yolunca yaşanmalıdır. Geçmişimizin aydınlığı Ahmet Yesevi&#8217;dir. Geleceğimizin kökleri ise geçmişimizin içindedir.</p>
<p>              Ahmet Yesevi&#8217;nin üç hizmetinden birincisi; aydınlarımızın Arapça ve Farsça yazdığı bir dönemde, 12. yüzyılda Türkçe hikmetler yazmış olmasıdır.<br />
&#8220;Sevmiyorlar alimler sizin Türkçe dilini<br />
Erenlerden işitsen açar gönül ilini<br />
Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar<br />
Anlamına erenler başı eğip uyarlar.&#8221;<br />
            Türkçe İslami şiirler yazma geleneğini başlatmış ve açtığı çığırdan büyük bir edebiyat geleneği doğmuştur. Türkçe&#8217;nin bugünkü diriliğini ve yaygınlığını büyük ölçüde Hazret&#8217;e borçluyuz.</p>
<p>             İkincisi, Ahmet Yesevi, yetiştirdiği öğrencilerini, öğreticiler olarak Türk Dünyası&#8217;na göndermiş, Milletimiz arasında İslam&#8217;ı yaymış, yeni bir ruh ile donanmış olan insanlarımızın büyük bir gelişme ortaya koymalarını sağlamıştır. Timurluların da, Osmanlıların da temelinde Yesevi ruhaniyeti vardır.</p>
<p>             Üçüncüsü, Ahmet Yesevi, İslam&#8217;ın dosdoğru yolu olan İslam&#8217;ın Türk yorumunu ortaya çıkarmıştır.<br />
İşte bu yorumun esasları da 7 ilkeyle ifade edilebilir;</p>
<p>             Birincisi, Allah&#8217;a aşkla yöneliş. &#8220;Aşkı olmayanın ne dini vardır ne de imanı.&#8221;</p>
<p>             İkincisi, ihlas&#8230; Yani, içtenlikli Müslümanlık. Riya&#8217;dan, gösterişten uzak, sadece Allah için olan Müslümanlık. &#8220;Gösterişçi son nefesinde imanını yitirir.&#8221;</p>
<p>             Üçüncüsü, insan sevgisi. İnsan var edilenlerin en kutlusudur. Çünkü insan, varlığın özü, özetidir&#8230; İnsanın derdiyle dertlenmek insana hizmet, İslam&#8217;ın tam kendisidir.<br />
&#8220;Garip, fakir, yetimleri Elçi sordu<br />
O gece Mirac&#8217;a çıkıp Allah&#8217;ı gördü<br />
Geri döndüğünde yine fakirlerin halini sordu<br />
Gariplerin izini arayıp geldim ben de&#8230;&#8221;<br />
             Dördüncüsü, hoşgörü&#8230; İnsanların din, dil, renk, cinsiyet farklılığından ötürü horlanmaması, farklılıkların kavga konusu yapılmaması.<br />
&#8220;Sünnet imiş, kafir de olsa, insanı incitme<br />
Gönlü katı, kalp inciticilerden Allah şikayetçi.&#8221;<br />
•            Beşincisi; kadın ve erkek eşitliği&#8230; Ahmet Yesevi anlayışında kadın ve erkek işte, üretimde, mecliste, dergâhta birliktedir.<br />
             Altıncısı, emek ve işin kutsallığı. Ahmet Yesevi yolunda kişinin geçiminin öz emeğiyle olması ve çalışması esastır. Hazret, binlerce öğrenci yetiştirirken geçimini kendi ürettiği kaşık ve kepçelerle sağlıyordu.<br />
•            Yedincisi, bilim&#8230; Dinin on esasından biri de bilimdir. Bilim insanı Allah&#8217;a ulaştıran ve varlığı bilerek Yaratanı bilmeyi sağlayan yoldur.<br />
Ahmet Yesevi&#8217;nin üç hizmeti ve yedi ilkesi, bize yarınlarımızı da aydınlatacak bir yolu gösteriyor.</p>
<p>AHMED-İ YESEVİ’NİN DEVLET ANLAYIŞI<br />
Milletlerarası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu </p>
<p>              Türk kültür ve edebiyatının en mümtaz ve müstesna şahsiyetlerinden biri olduğunda ittifak edilen Hoca Ahmed-i Yesevi’nin sekiz yüzyılı aşkın devam edegelen tesirini ve bütün Türk dünyasını bir sevgi yumağı halinde saran idealini anlayabilmek için onun yaşadığı devirden önceki İslam tarihinin bütün tecellilerini ve yaşadığı devrin bütün şartlarını ana hatlarıyla bilmek ve göz önünde bulundurmak gerekir.Aksi halde bu deha çapındaki büyük şahsiyetin gördüğü emsalsiz hizmeti idrak etmek mümkün değildir.<br />
              Önce Ahmed-i Yesevi’nin yaşadığı devrin şartlarına kısa bir göz atmak yerinde olur.Şöyle ki; O’nun yaşadığı devirde artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu eski kudret ve satvetini kaybetmiş,inhitata yüz tutmuştu.Adı geçen bu Türk devletinin geniş coğrafyasında inanılmaz bir terör havası estirerek korkunç cinayetler işleyen Batıni ve  Rafızi unsurlar devleti içten kemirerek yıkma noktasına getirmişti.Ehl-i Sünnet Müslümanlarını temsil eden Abbasi Hilafeti yine tehlikeye girmişti.BU dehşetengiz tehlikeyi mutlaka bertaraf etmek lazımdı.Müslüman halk geleceğinden asla emin değildi.Diğer taraftan dinine ve devletine bağlı halk,iktisadi sıkıntılar içinde kıvranıyordu.Çok geniş İslam coğrafyasında na-hak yere adam öldürmeler,baskınlar,soygunlar,yağmalar v.s gibi faaliyetler,Müslüman halkı,tabir caizse,canından bezdirmişti.Diğer taraftan,kısa bir zaman sonra zuhur edecek olan Moğol istilasının da ayak izleri duyulmaya başlamıştı.Bütün bu na-müsait şartların yanında,Ahmed-i Yesevi’nin yaşadığı coğrafi mıntıkanın büyük ekseriyeti Türk olan ahalisi arasında da tesanüd yoktu,lüzumsuz ihtilaf ve mücadelelerle birbirlerine zarar veriyorlardı.Aynı zamanda bu zümreler henüz İslamiyet’i ve onun getirdiği yepyeni dünya görüşünü tam manasıyla benimseyebilmiş değillerdi.Hatta bu sathi Müslümanlar arasında Şamanizmin,Budizmin ve paganizmin izleri hala yaşıyordu.İşte Ahmed-i Yesevi her şeyden önce birbirleriyle ihtilaf halinde olan ve değişik inançlara sahip Türkler arasında tesanüdü ve birliği kurmalı ve onları bir gaye,bir ülkü,bir ideal etrafında birleştirmeli idi.Nerede bir Türk zümresi varsa oraya bu ülküyü,bu mefkureyi götürmek zarureti vardı.<br />
             Bilindiği üzere Ahmed-i Yesevi,üstün fıtri kabiliyeti ile zamanındaki bütün akli ve nakli ilimleri tahsil etmiş,aile ocağından aldığı tasavvufi ilham ve terbiyeyi daha sonra intisab ettiği mürşidinin yanında daha da geliştirme imkanı bulmuştur.Diğer taraftan muhakkak olan bir husus vardır ki, o da,bu büyük şahsiyetin tahsili esnasında başta Hz.Peygamber’in hayatı olmak üzere İslam tarihini çok iyi öğrenmiş olduğudur.Sadece öğrenmekle kalmamış,Müslümanlığın tekamülü esnasında meydana gelmiş her hadiseyi incelemiş,sebep ve neticeleri üzerinde i’mal-i fikr etmiş olmalıdır.Hatta,kanaatimce,ehl-i sünnet itikadının nerede,nasıl ve hangi sebeplerden dolayı za’fa uğramış olduğu meselesini de en ince teferruatıyla düşünmüş olmalıdır.Önce Şia ve daha sonra Rafızi hareketleri gibi,İslam tarihinde tefrika yaratan hadiselerin sebep ve Saiklerini araştırmış yeniden böyle bir tefrikaya düşülmemesi için yepyeni usul ve yollar arayıp bulma zaruretini hissetmiştir.Daha doğrusu,bütün bunları öğrenip,hal çaresi bulmanın kendisi için dini bir vecibe olduğuna inanıyordu.Aksi halde,Allah katından kendine düşeni yapmamış olmakla suçlanacağını biliyordu ve buna iman etmişti.O halde ne yapacaktı?İşte esas itibariyle cevaplandırılması gereken sual.<br />
             Yukardaki suale tatminkar bir cevap verebilmek için Ahmed-i Yesevi’nin ferdi hayatına tekrar dönmek gerekir.Şöyle ki,yukarıda da belirtildiği üzere,Pir-i Türkistan diye de bilinen Hoca Ahmed-i Yesevi,çok iyi bir tahsil görmekle beraber,devrinde okutulan akli ve nakli ilimlerle ilgili olarak bir tek risale bile kaleme almamıştır.Dolayısıyla onu,kendinden sonra dahi tesiri devam etmiş bir ilim adamı olarak mütalea etmek ne caizdir ve ne de mümkündür.Diğer taraftan,mesela Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi,asırlar boyu şairlere ve san’atkar gönüllere hükmeden müstesna bir şair de değildir.Yesevi zihniyetinin belki de en mümtaz temsilcisi olan Yunus Emre’ye göre o,üçüncü sınıf bir san’atkardır.Elimizdeki hikmetleri-ki çoğunun mevsukiyeti şüphelidir-yukarıdaki kanaatı teyid eder mahiyettedir.O halde,bu müstesna şahsiyetin dehasını gösterecek başka vasıfları üzerinde durmak zarureti vardır.<br />
              Ahmed-i Yesevi’nin günümüze kadar üzerinde hiç durulmayan özelliklerini şu şekilde ortaya koymak mümkündür.Her şeyden önce o,yaşadığı Türkistan’daki ırkdaşlarının hangi ruh hali içinde bulunduklarını,temayüllerini,dünyaya bakış tarzlarını ve dini inançlarını gayet iyi biliyordu.Bu ırkdaşları arasında çeşitli din ve mezheplere mensup olanlar vardı.Öyleyse,bu değişik görüş ve kanaat sahibi ırkdaşlarını bir mefkure etraında birleştirmek gerekiyordu.Bu mefkurede ancak bütün beşeriyete adalet götürecek Türk Kızılelma mefkuresi olabilirdi.Yesi’de tüttürdüğü sönmez meş’ale bu mefkureyi aşılıyordu.Gönülleri bu meş’alenin sönmez ışığıyla aydınlanan onbinlerce mürid,hiçbir karşılık ve menfaat beklemeden terk-i diyar edebiliyor,anadan,yardan ayrılarak,bir daha dönmemecesine,binbir tehlike ile karşılaşıp,temsil ettikleri mefkureyi başka diyarlara taşıyorlardı.Bu mukaddes mefkurenin taşındığı yerler ise,daha ziyade,Türk zümrelerinin çokça bulunduğu yörelerdi.Bütün Orta Asya,Harizm,Volga mıntıkası,Maveraü’n-nehir,Horasan,Hindistan ve hepsinden önemlisi de diyar-ı Rum yani Anadolu.Zira Ahmed-i Yesevi,gayet iyi biliyordu ki,batıya yani Anadolu’ya hicret etmek zorunda kalan Türkler arasında Türk devlet felsefesini en iyi temsil eden Kayı ve Kınık gibi Oğuz boyları vardı ve bir gün,yine bunlardan birinin mutlaka muhteşem bir Türk devleti kuracağına inanmıştı.Zaten Yesevi’den daha önce vuku bulmuş olan bu büyük Türk muhacereti,Türk Kızılelma mefkuresine ulaşmaktı.Bu mefkure de,o zamanlar için,İstanbul’u fethederek,Anadolu ve Rumeli’de ezeli ve ebedi bir vatan tutmaktı.Bunu da layıkıyla başardıkları aşikardır.<br />
              Ahmed-i Yesevi,yukarıdaki izah etmeye çalıştığım görüşlerini geniş kitlelere aşılarken,hiç şüphe yok ki en çok müracaat ettiği vasıta tasavvufun engin müsamahası idi.Yesi’de tutuşturulan ocağın bu müsamahakar zihniyetini temsil edenler,hiçbir din,mezhep ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlara hizmet etmeyi ve böylece onların gönüllerini kazanmayı şiar edinmişlerdi.Bu zihniyetin Anadolu’da iki büyük müstesna temsilcisi yetişmiştir.Bunlardan biri,münevver zümrelere Ahmed-i Yesevi’nin dünya görüşünü aşılayan ve Farsça yazan Mevlana,diğeri ise berrak Türkçesiyle halka hitap eden Yunus Emre idi.   </p>
<p>AHMED YESEVİ’NİN İNSANA BAKIŞI<br />
Milletlerarası Hoca Ahmed Yesevi Sempozyumu  </p>
<p>       Hoca Ahmed Yesevi’nin insana bakışını tesbite geçmeden önce onun sosyal ve kültürel çevresine kısaca temas etmek istiyorum.<br />
       Ahmed Yesevi,Sayram kasabasında dünyaya gelmiş ve çocukluk dönemini burada geçirmiştir.Daha küçükken geldiği Yesi’de,Aslan Baba adıyla meşhur bir Türk Şeyhinin iltifat ve hayır duasına mazhar olan Ahmed Yesevi,tahsilini geliştirmek ve tamamlamak için Buhara’ya gelmiş ve olgunlaşma döneminin en etkileyici kişisi Şeyh Yusuf Hemedani’dir.<br />
       Böylece yetişme ve gelişmesini asrının en tanınmış şeyhinin yanında tamamlamış ve şeyhin makamına geçecek ölçüde temayüz etmiş olan Yesevi,daha sonra Yesi’ye gelerek irşadını orada sürdürmüştür.<br />
       Yesi’deki ortam din ve tasavvuf propagandasına çok elverişli olduğundan Ahmed Yesevi,çevresine Türkistan’da binlerce mürşid toplamıştır.O dönem,Asya’nın Müslüman coğrafyasında,şeyhlerin geniş bir nüfuzu vardı ve her tarafta tekkeler yükselmişti.Hoca Ahmed Yesevi’nin şöhreti,sır-derya havalisine,Taşkent çevresine ve daha kuzeydeki bozkırlara kadar yayılmıştı.Yesevi’yi çağ dışı olan diğer şeyhlerden ayıran başlıca özelliği,irşadında Türk dilini kullanması ve aldığı tasavvuf ve İslam kültürünü Türk insanının düşünce dünyasına göre süzerek anlatması ve yazmasıdır.<br />
       Buna göre Yesevi özgün bir Türk mutasavvıfıdır.Onun sufiliği,bitmeyen bir olgunlaşma çizgisi takip eder.Bu yüzden o,davacı ve iddiacı olmaktan sürekli kaçınmış,tasavvufi anlamda sırların gizli kalmasına titizlik göstermiş,genel inançları sarsacak özel işaret ve imalarda bulunmaktan sakınmış,tarikatla genel islamı,birini diğerine feda etmeksizin birlikte korumaya itina göstermiştir.<br />
       Manen ve ahlaken olgunlaşmasına yardımcı ve kılavuz olmak üzere Türk insanının elinde tutmak demek,geleneksel yönteme göre,ona,insana en büyük değeri vermek demektir.Yesevi şöyle diyor;</p>
<p>Halk gelse,seçkin olur,yıldız gelse ay olur<br />
Bakır gelse altın olur,dervişler sohbetinde<br />
Kibir hasetler olur,içine manalar dolar,<br />
Göz açıp Hakk’ı görür,dervişler sohbetinde</p>
<p>       Dervişlerle arkadaş olmak,seçkin sosyal sınıfların o dönemde en seçkini kabul edilen Hoca sınıfına dahil olmak için giriş kapısıdır.Bir başka deyişle insanın daha fazla sosyalleşmesidir.Daha fazla sosyalleşmek siyasi,iktisadi ve milli açıdan sosyal yapıya ve devlete,ferdi açıdan da kişiye artı değerler kazandırmak demektir.<br />
       Yesevi’nin hikmetlerinden anladığıma göre,sosyal düzeyi düşük ve dolayısıyla sosyal bünyeyle uyumlu hale getirilememiş fert,toplum için zafiyet kaynağı ve dolayısıyla yüktür.Millet ve sosyal bünye bu yükü artırmaktan ziyade azaltmayı başardığı oranda gücüne güç katacaktır.Sosyalleşmeden,fert olarak tek tek duran insanlar ,dünya çölünde yolunu kaybetmeye yok olup gitmeye mahkum bir güçsüzlük simgesi olarak görülür.<br />
       O dönemde tekkeler,bir yandan tek tek insanların bu dünya karşısındaki güçsüzlüğünü gidermek için güçlendirme ve koruma yerlerini oluşturur;diğer yandan onların sosyal yapıya adapte edilmelerini sağlamaya çalışan birer sosyalleştirme merkezidirler.Böylece,ferdin,toplumun ve devletin birlikte korunup giderek güçleneceği kabul edilmiş oluyor.<br />
        Bir insanın manen ve ahlaken gelişme ve olgunlaşma yoluna girmesi demek,onun kendi bireysel varlığıyla ayakta ve hayatta kalmasını öğrenmesi ve öğrenimini aralıksız sürdürmesi demektir.Böylece üyesi olduğu toplumu ve milleti ayakta tutmaya yarayan maddi ve manevi katkıları yapmayı başarması ve bu başarısını sürdürmesi demektir.Günümüzdeki ifadesiyle her bakımdan üretici olmak demektir.<br />
        Yesevi döneminde ve öncesinde,tekkeler kanalıyla yapılan dünyaya karşı perhizli olma telkinleri,insanı fert fert  sosyalleştirmeye,birbiriyle uyumlu sosyal bir bünye oluşturmaya yönelik olsa gerek.Bu tür telkinler esasında dengeli paylaşımı öğretmeyi amaçlar,insanların birbirinden korkmasını değil birbirine kenetlenerek güçlü bir toplum oluşturmalarını hedefler.<br />
        Fert olarak insanın bütün imkanlarıyla ortaya çıkması ancak güçlü bir toplum,iyi kurulmuş siyasi,milli birlik,ancak bütün imkanlarıyla kendini gerçekleştirebilme başarısını gösterebilen fertler sayesinde gerçekleşir ve varlığını sürdürür.<br />
       Bu dengeyi korumak amacıyla Yesevi,fert olarak insanın toplum içinde kaybolmasına,ferdin fertte yitmesine,toplumun ferde feda edilmesine razı değildir.O, insanın dünyaya feda edilmesine tümüyle karşı durur.</p>
<p>Nerde görsen gönlü kırık,mahrem ol sen,<br />
Öyle mazlum yolda kalsa,hemdem ol sen,<br />
Mahşer günü dergahına mahrem ol sen ,<br />
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte</p>
<p>       Fert fert insanların birbirine karşı konumlarını ve dolayısıyla toplumun fert karşısındaki durumunu belirlerken Ahmed Yesevi,yoksul ve toprak örneğine başvurur.Yusuf Peygamberi hatırlatır.</p>
<p>İnsan o dur,fakir olup yolda yatsa<br />
Toprak gibi,alem halkı basıp geçse,<br />
Yusuf gibi,kardeşi köle diye satsa,<br />
Kulun kulu,o kul,ne diye gururlansın.</p>
<p>       Yesevi,insani kutsal değerlerin bir insan ya da kurum tarafından aşağılanmasına veya çiğnenmesine,yıpratılmasına asla razı değildir.Çünkü neticede fert ve toplum birlikte aşağılanmış olacaktır.Ahmed Yesevi,insanı insan yapan en yüksek değerin bilgi ve hikmet olduğunu hatırlatır,bilgi ve hikmetin bir sömürü vasıtası olarak kullanılma eğilimlerine şiddetli bir tepki gösterir.Hoca Ahmed Yesevi,insanın ancak hikmet sahibi olabildiği oranda insanlıktan nasibini aldığı kanaatindedir.Ona göre hikmete yabancı kalmak insanın kendisine ve insanlığına yabancı kalması demektir.<br />
       Yesevi’nin çizdiği insan portresinde göz alıcı vazgeçilmez motiflerden biri aşk,diğeri imandır.Bu motiflerden her birinin diğeriyle ortak yanı,fert olarak her insanın kişisel ve özgün tavrı olmalıdır.Aşk da iman da ferde özgü ve onunla kaim birer oluş biçimidir.Kişi,dünya karşısında,toplum ve yabancı güçler karşısında ferdi varlığını ve ebedi oluşunu aşkla,imanla sürdürür.<br />
        İnsanın geçiciliği bedenine ait bir niteliktir.Çünkü beden insanın özü değildir,bineğidir.Dolayısıyla insanın faniliğinden söz etmek yerine bineğinin geçiciliğini söylemek daha yerinde olur.Yesevi’ye göre de insanın bedeni su ve kilden oluşmuştur,yine su ve kile dönüşecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ahmed-yesevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Proje: Bemtashali.com</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/yeni-proje-bemtashali-com/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/yeni-proje-bemtashali-com/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 19:47:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[bemtaş]]></category>
		<category><![CDATA[bemtashali]]></category>
		<category><![CDATA[hali]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1036</guid>
		<description><![CDATA[Şubat ayında tamamlanan ve yapımı 3 hafta süren bir projedir. Yönetim paneli: Ürün işlemleri, kategoriler, Haber İşlemleri, Faydalı Bİlgiler, Referans İşlemleri, Galeri, İletişim, Ayarlar ve Bayi İşlemleri bölümlerinden oluşmaktadır. Bayi işlemlerinde  bayi sisteme kaydedildikten sonra sitede sipariş oluşturabiliyor.Sitenin ana sayfasında yer alan flash galeri ise yönetim panelindeki Galeri bölümünde güncellenmektedir. Site içeriği tamamen güncellenebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat ayında tamamlanan ve yapımı 3 hafta süren bir projedir. Yönetim paneli: Ürün işlemleri, kategoriler, Haber İşlemleri, Faydalı Bİlgiler, Referans İşlemleri, Galeri, İletişim, Ayarlar ve Bayi İşlemleri bölümlerinden oluşmaktadır. Bayi işlemlerinde  bayi sisteme kaydedildikten sonra sitede sipariş oluşturabiliyor.Sitenin ana sayfasında yer alan flash galeri ise yönetim panelindeki Galeri bölümünde güncellenmektedir. Site içeriği tamamen güncellenebilir bir yapıdadır.<span id="more-1036"></span><br />
<a href="http://www.bemtashali.com/" target="_blank"><img alt="" src="http://i47.tinypic.com/nvb3hh.jpg" class="aligncenter" width="550" height="380" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/yeni-proje-bemtashali-com/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Php FPDF class &#8211; Dinamik PDF dosyası oluşturma</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-fpdf-class-dinamik-pdf-dosyasi-olusturma/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-fpdf-class-dinamik-pdf-dosyasi-olusturma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 12:31:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[fpdf]]></category>
		<category><![CDATA[pdf]]></category>
		<category><![CDATA[pdf oluşturma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1033</guid>
		<description><![CDATA[ Bu yazıda PHP kodlarıyla .PDF dosyaları oluşturma işlemlerini inceleyeceğiz.  Bu tür işlemler için pratik ve dökümantasyonu yeterli olduğu için FPDF sınıfını kullanıyorum.
FPDF dosyalarını ve full dökümantasyonu resmi sitesinden indirebilirsiniz
Örnek bir uygulama için index.php dosyası oluşturalım.  
Harici bir txt dosyasında yer alan metini pdf formatına dönüştüren bir uygulama yapıyoruz.
index.php

&#60;?php
require('fpdf.php');

class PDF extends FPDF
{

 var [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-830 alignleft" title="adobe_pdf php" src="http://www.serpito.com/wp-content/uploads/adobe_pdf.gif" alt="php pdf generator" width="135" height="128" align="left" /> Bu yazıda PHP kodlarıyla .PDF dosyaları oluşturma işlemlerini inceleyeceğiz.  Bu tür işlemler için pratik ve dökümantasyonu yeterli olduğu için <a href="http://fpdf.org" target="_blank">FPDF </a>sınıfını kullanıyorum.</p>
<p>FPDF dosyalarını ve full dökümantasyonu <a href="http://www.fpdf.org/en/download.php" target="_blank">resmi sitesinden indirebilirsiniz</a></p>
<p>Örnek bir uygulama için index.php dosyası oluşturalım.  <span id="more-1033"></span></p>
<p>Harici bir txt dosyasında yer alan metini pdf formatına dönüştüren bir uygulama yapıyoruz.</p>
<h3>index.php</h3>
<pre class="brush: php;">
&lt;?php
require('fpdf.php');

class PDF extends FPDF
{

 var $y0;

 function Header()
 {
 //Page header
 global $title;

 $this-&gt;SetFont('Arial','B',15);
 $w=$this-&gt;GetStringWidth($title)+6;
 $this-&gt;SetX((210-$w)/2);
 $this-&gt;SetDrawColor(0,80,180);
 $this-&gt;SetFillColor(230,230,0);
 $this-&gt;SetTextColor(220,50,50);
 $this-&gt;SetLineWidth(1);
 $this-&gt;Cell($w,9,$title,1,1,'C',true);
 $this-&gt;Ln(10);
 //Save ordinate
 $this-&gt;y0=$this-&gt;GetY();
 }

 function Footer()
 {
 //Page footer
 $this-&gt;SetY(-15);
 $this-&gt;SetFont('Arial','I',8);
 $this-&gt;SetTextColor(128);
 $this-&gt;Cell(0,10,'Sayfa '.$this-&gt;PageNo(),0,0,'C');
 }

 function ChapterTitle($label)
 {
 //Title
 $this-&gt;SetFont('Arial','',12);
 $this-&gt;SetFillColor(200,220,255);
 $this-&gt;Cell(0,6,&quot;$label&quot;,0,1,'L',true);
 $this-&gt;Ln(4);
 //Save ordinate
 $this-&gt;y0=$this-&gt;GetY();
 }

 function ChapterBody($file)
 {
 //Read text file
 $f=fopen($file,'r');
 $txt=fread($f,filesize($file));
 fclose($f);
 //Font
 $this-&gt;SetFont('Arial','',12);
 //Output text in a 6 cm width column
 $this-&gt;MultiCell(180,5,$txt);
 $this-&gt;Ln();
 //Mention
 $this-&gt;SetFont('','I');
 $this-&gt;Cell(0,5,'(sayfa sonu)');
 //Go back to first column
 }

 function PrintChapter($title,$file)
 {
 //Add chapter
 $this-&gt;AddPage();
 $this-&gt;ChapterTitle($title);
 $this-&gt;ChapterBody($file);
 }

}

$pdf=new PDF();
$title='Serpito.com deneme pdf generator';
$pdf-&gt;SetTitle($title);
$pdf-&gt;SetAuthor('Atilla Akoğlu');
$pdf-&gt;PrintChapter('lorem demosu','demo.txt');
$pdf-&gt;Output();
?&gt;
</pre>
<p><strong>Uygulamanın <a href="http://www.serpito.com/projects/pdf-generator/" target="_blank">çalışır demosunu incelemek için tıklayınız.</a></strong></p>
<p><strong>Uygulama dosyalarını <a href="http://www.box.net/shared/5pjkcb0uu9" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a></strong></p>
<p>Dost site olan Serpito.Com &#8216;dan alıntıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/php-fpdf-class-dinamik-pdf-dosyasi-olusturma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ajax auto-suggest / auto-complete</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ajax-auto-suggest-auto-complete/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ajax-auto-suggest-auto-complete/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 12:22:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[Ajax]]></category>
		<category><![CDATA[auto]]></category>
		<category><![CDATA[auto-complete]]></category>
		<category><![CDATA[auto-suggest]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1025</guid>
		<description><![CDATA[

Kullanıcılarımız sitemizde veritabanında yer alan verileri aramaları için yer alan arama bölümlerimizi daha etkin ve pratik bir uygulama haline getirebiliriz. Kullanıcımız input&#8217;a her karekter girdiginde sorgulama yapıyoruz ve girilen karektere uygun verileri input&#8217;un altına seçilebilir bir şelikde getiriyoruz. Bu işlem için Ajax auto-suggest / auto-complete uygulaması kullanıyoruz. Örneğimizde verilerimizi text.php dosyamız içerisindeki aUsers dizimiz içerisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><center><img alt="" src="http://i42.tinypic.com/m1zl0.jpg" class="aligncenter" width="475" height="200" /></center><br />
<span id="more-1025"></span><br />
Kullanıcılarımız sitemizde veritabanında yer alan verileri aramaları için yer alan arama bölümlerimizi daha etkin ve pratik bir uygulama haline getirebiliriz. Kullanıcımız input&#8217;a her karekter girdiginde sorgulama yapıyoruz ve girilen karektere uygun verileri input&#8217;un altına seçilebilir bir şelikde getiriyoruz. Bu işlem için Ajax auto-suggest / auto-complete uygulaması kullanıyoruz. Örneğimizde verilerimizi text.php dosyamız içerisindeki aUsers dizimiz içerisinde sorgulayarak çekiyoruz.</p>
<p>index.html kodlarımız</p>
<pre class="brush: xml;">
&lt;html&gt;
&lt;head&gt;
&lt;title&gt;Ajax auto-suggest / auto-complete | Gumusluoglu.Com&lt;/title&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot; src=&quot;js/bsn.AutoSuggest_2.1.3.js&quot; charset=&quot;utf-8&quot;&gt;&lt;/script&gt;
&lt;link rel=&quot;stylesheet&quot; href=&quot;css/autosuggest_inquisitor.css&quot; type=&quot;text/css&quot; media=&quot;screen&quot; charset=&quot;utf-8&quot; /&gt;
&lt;link rel=&quot;stylesheet&quot; type=&quot;text/css&quot; href=&quot;css/style.css&quot; /&gt;
&lt;/head&gt;
&lt;body&gt;
    &lt;div id=&quot;wrapper&quot;&gt;
        &lt;div id=&quot;content&quot;&gt;
        &lt;h1&gt;Gumusluoglu.Com Autosuggest / Autocomplete&lt;/small&gt;&lt;/h1&gt;
        &lt;h3&gt;Example (JSON)&lt;/h3&gt;
            &lt;div&gt;
            &lt;form method=&quot;get&quot; action=&quot;&quot; class=&quot;asholder&quot;&gt;

                &lt;label for=&quot;testinput&quot;&gt;Person&lt;/label&gt;
                &lt;input style=&quot;width: 200px&quot; type=&quot;text&quot; id=&quot;testinput&quot; value=&quot;&quot; /&gt;
                &lt;input type=&quot;submit&quot; value=&quot;submit&quot; /&gt;
            &lt;/form&gt;
            &lt;/div&gt;
    &lt;/div&gt;
    &lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
        var options = {
            script:&quot;test.php?json=true&amp;limit=6&amp;&quot;,
            varname:&quot;input&quot;,
            json:true,
            shownoresults:false,
            maxresults:6,
            callback: function (obj) { document.getElementById('testid').value = obj.id; }
        };
        var as_json = new bsn.AutoSuggest('testinput', options);

        var options_xml = {
            script: function (input) { return &quot;test.php?input=&quot;+input+&quot;&amp;testid=&quot;+document.getElementById('testid').value; },
            varname:&quot;input&quot;
        };
        var as_xml = new bsn.AutoSuggest('testinput_xml', options_xml);
    &lt;/script&gt;
&lt;/body&gt;
&lt;/html&gt;
</pre>
<p>Yukarıdaki kodlarımızda script:&#8221;test.php?json=true&#038;limit=6&#038;&#8221;, satırımızdaki limit ile sorgulanacak veri limitimizi belirlemiş oluyoruz. text.php dosyamızdaki &#8220;aUsers&#8221; dizimizde sorguluyuruz input&#8217;dan gelen veriyi. &#8220;aUsers&#8221; dizimizdeki karşılaştırma sonunda uluşan verileri inputumuz altında alt alta diziyoruz kullanıcılarımızın seçebilecegi bir şekilde. </p>
<p>Örneğimizde veri tabanından sorgulama yaparak &#8220;aUsers&#8221; dizimize veri atmadık. İsterseniz veri tabanından sorgulama yapabilir, yapılan sorgu sonucu veritabanımızın; örneğin user tablomuzdaki verileri &#8220;aUsers&#8221; dizimize atarız ve ardından kullanıcılarımızın arama işlemlerinde sorguları veri tabanından çekmelerini sağlamış oluruz.</p>
<p>Uygulama dosyalarını <a href="http://www.box.net/shared/j364gpmxcb" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a><br />
Uygulamanın çalışır <a href="http://gumusluoglu.com/examples/autosuggest/" target="_blank">demosunu incelemek için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/ajax-auto-suggest-auto-complete/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jquery Load Data Scrolling</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-load-data-scrolling/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-load-data-scrolling/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 21:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jquery]]></category>
		<category><![CDATA[Php]]></category>
		<category><![CDATA[javascript]]></category>
		<category><![CDATA[data]]></category>
		<category><![CDATA[data scrolling]]></category>
		<category><![CDATA[jqury]]></category>
		<category><![CDATA[load]]></category>
		<category><![CDATA[scrolling]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1011</guid>
		<description><![CDATA[Veri tabanlarımızdaki verileri kullanıcılara listelerken genelde sayfalama sistemlerini kullanırız. Sayfalama sistemlerinin yanı sıra web sayfasındaki scrollbar aşağıya çekildikce verileri listeliye biliriz bu sayede bir sayfada tüm verilerin kullanıcılara sunulmasını sağlıya biliriz.

Uygulamamızda veritabanı bağlantı bilgilerini config.php dosyamızdan ayarlıyoruz. Veri tabanı yapımızsa: database adımız &#8220;scroll&#8221;, &#8220;scroll&#8221; veritabanın &#8220;messages&#8221; tablomuzda verilerimizi tutuyoruz. &#8220;messages&#8221; tablomuzda &#8220;mes_id&#8221; ve &#8220;msg&#8221; alanlarımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Veri tabanlarımızdaki verileri kullanıcılara listelerken genelde sayfalama sistemlerini kullanırız. Sayfalama sistemlerinin yanı sıra web sayfasındaki scrollbar aşağıya çekildikce verileri listeliye biliriz bu sayede bir sayfada tüm verilerin kullanıcılara sunulmasını sağlıya biliriz.<br />
<span id="more-1011"></span><br />
Uygulamamızda veritabanı bağlantı bilgilerini config.php dosyamızdan ayarlıyoruz. Veri tabanı yapımızsa: database adımız &#8220;scroll&#8221;, &#8220;scroll&#8221; veritabanın &#8220;messages&#8221; tablomuzda verilerimizi tutuyoruz. &#8220;messages&#8221; tablomuzda &#8220;mes_id&#8221; ve &#8220;msg&#8221; alanlarımız yer alıyor. &#8220;mes_id&#8221;, auto_increment özelliğinde tablomuza veri eklendiğinde otomatik olarak artan bir yapıda. &#8220;msg&#8221; alanımız ise varchar(250) özelliğinde.</p>
<p><img alt="" src="http://i44.tinypic.com/2hzltmd.jpg" class="aligncenter" width="550" height="300" /></p>
<p>&#8220;load_first.php&#8221; ile safyamız ilk yüklendiğinde yer alacak veri sayısını belirliyoruz. Burada veri sayısını yüksek tutmalıyızki sayfaya sığmamalı ve scrollbar aracılı ile diğer verilerimizide görmeliyiz.</p>
<p>&#8220;load_second.php&#8221; dosyamız ile scrollbar aşagı çekildiğinde bir seferde yüklenecek verileri getiriyoruz. Örneğimizde 5 veri vertabanımızdan çekilerek getiriliyor.</p>
<p>index.php dosyamız</p>
<pre class="brush: php;">
&lt;?php
include('config.php');

$last_msg_id=$_GET['last_msg_id'];
$action=$_GET['action'];

if($action &lt;&gt; &quot;get&quot;)
{
?&gt;

&lt;!DOCTYPE html PUBLIC &quot;-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN&quot; &quot;http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd&quot;&gt;
&lt;html xmlns=&quot;http://www.w3.org/1999/xhtml&quot;&gt;
&lt;head&gt;
&lt;meta http-equiv=&quot;Content-Type&quot; content=&quot;text/html; charset=iso-8859-1&quot; /&gt;
&lt;title&gt; Gumusluoglu.Com Load Data Scrolling&lt;/title&gt;
&lt;link rel=&quot;stylesheet&quot; href=&quot;9lessons.css&quot; type=&quot;text/css&quot; /&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot; src=&quot;jquery-1.2.6.pack.js&quot;&gt;&lt;/script&gt;

	&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
	$(document).ready(function(){

		function last_msg_funtion()
		{ 

           var ID=$(&quot;.message_box:last&quot;).attr(&quot;id&quot;);
			$('div#last_msg_loader').html('&lt;img src=&quot;bigLoader.gif&quot;&gt;');
			$.post(&quot;load_data.php?action=get&amp;last_msg_id=&quot;+ID,

			function(data){
				if (data != &quot;&quot;) {
				$(&quot;.message_box:last&quot;).after(data);
				}
				$('div#last_msg_loader').empty();
			});
		};  

		$(window).scroll(function(){
			if  ($(window).scrollTop() == $(document).height() - $(window).height()){
			   last_msg_funtion();
			}
		}); 

	});
	&lt;/script&gt;

&lt;/head&gt;

&lt;body&gt;
&lt;div&gt;
&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;
&lt;div&gt;
&lt;h2&gt;&lt;a href=&quot;http://gumusluoglu.com&quot;&gt;Gumusluoglu&lt;/a&gt;&lt;/h2&gt;
&lt;/div&gt;

&lt;?php

include('load_first.php');

?&gt;
&lt;div id=&quot;last_msg_loader&quot;&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/body&gt;
&lt;/html&gt;

&lt;?php
}
else
{

include('load_second.php');		

		}
		?&gt;
</pre>
<p>Uygulama dosyalarını <a href="http://www.box.net/shared/t4opjb0e3o" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-load-data-scrolling/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jquery Image Mouse Effect</title>
		<link>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-image-mause-effect/</link>
		<comments>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-image-mause-effect/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 14:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jquery]]></category>
		<category><![CDATA[javascript]]></category>
		<category><![CDATA[effect]]></category>
		<category><![CDATA[jquery mause]]></category>
		<category><![CDATA[jquery mause effect]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gumusluoglu.com/?p=1003</guid>
		<description><![CDATA[Web sitelerimizde, kişisel bloglarımızda, formlarımızda veya portallarımızda yer alan resimlerimiz açıklamalarını jquery yardımı ile görselleştirebiliriz, daha kullanışlı bir hale getirebiliriz.


Resmimizin üzerine mause ile gelindiginderesimin üst ve alt kısımlarında bölümlerimiz açılıyor ve resim hakkında bilgilerimiz bu bölüm aracılıyığla yayınlamış oluyoruz.
index.html kodlarımız

&#60;!DOCTYPE html&#62;
&#60;html lang=&#34;en-GB&#34;&#62;
&#60;head&#62;
&#60;title&#62;Gumusluoglu.Com&#60;/title&#62;
&#60;link type=&#34;text/css&#34; href=&#34;css/style.css&#34; rel=&#34;stylesheet&#34; /&#62;
&#60;script type=&#34;text/javascript&#34; src=&#34;js/jquery.js&#34;&#62;&#60;/script&#62;
&#60;script type=&#34;text/javascript&#34; src=&#34;js/jqueryui.js&#34;&#62;&#60;/script&#62;
&#60;script type=&#34;text/javascript&#34; src=&#34;js/mojo.js&#34;&#62;&#60;/script&#62;
&#60;meta http-equiv=&#34;Content-Type&#34; content=&#34;text/html; charset=iso-8859-9&#34;&#62;&#60;/head&#62;
&#60;body&#62;
 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Web sitelerimizde, kişisel bloglarımızda, formlarımızda veya portallarımızda yer alan resimlerimiz açıklamalarını jquery yardımı ile görselleştirebiliriz, daha kullanışlı bir hale getirebiliriz.<br />
<img alt="" src="http://i39.tinypic.com/f1hyr5.jpg" class="aligncenter" width="550" height="335" /><br />
<span id="more-1003"></span><br />
Resmimizin üzerine mause ile gelindiginderesimin üst ve alt kısımlarında bölümlerimiz açılıyor ve resim hakkında bilgilerimiz bu bölüm aracılıyığla yayınlamış oluyoruz.<br />
index.html kodlarımız</p>
<pre class="brush: xml;">
&lt;!DOCTYPE html&gt;
&lt;html lang=&quot;en-GB&quot;&gt;
&lt;head&gt;
&lt;title&gt;Gumusluoglu.Com&lt;/title&gt;
&lt;link type=&quot;text/css&quot; href=&quot;css/style.css&quot; rel=&quot;stylesheet&quot; /&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot; src=&quot;js/jquery.js&quot;&gt;&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot; src=&quot;js/jqueryui.js&quot;&gt;&lt;/script&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot; src=&quot;js/mojo.js&quot;&gt;&lt;/script&gt;
&lt;meta http-equiv=&quot;Content-Type&quot; content=&quot;text/html; charset=iso-8859-9&quot;&gt;&lt;/head&gt;
&lt;body&gt;
    &lt;div id=&quot;container&quot;&gt;
        &lt;div class=&quot;bblock&quot;&gt;

            &lt;div class=&quot;item&quot;&gt;
        		&lt;div class=&quot;title&quot;&gt;Dilmen.Net&lt;/div&gt;
        		&lt;img src=&quot;images/tf.jpg&quot; alt=&quot;Image&quot; /&gt;
       			&lt;div class=&quot;desc&quot;&gt;Aykut Dilmen'ni kişisel fotograf sitesi.&lt;/div&gt;
    	    &lt;/div&gt;

            &lt;div class=&quot;item last&quot;&gt;
                &lt;div class=&quot;title&quot;&gt;Bemtashali.Com&lt;/div&gt;
                &lt;img src=&quot;images/cc.jpg&quot; alt=&quot;Image&quot; /&gt;
                &lt;div class=&quot;desc&quot;&gt;Bemtaş Halı LTD. ŞTİ. resmi web sitesi.&lt;/div&gt;
            &lt;/div&gt;
		&lt;/div&gt;
    &lt;/div&gt;
&lt;/body&gt;
&lt;/html&gt;
</pre>
<p>Uygulama dosyalarını <a href="http://www.box.net/shared/6ze9sjt557" target="_blank">zip şeklinde indirmek için tıklayınız.</a><br />
Uygulamanın çalışır <a href="http://gumusluoglu.com/examples/realword/" target="_blank">demosunu incelemek için tıklayınız.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gumusluoglu.com/kategoriler/jquery-image-mause-effect/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
